<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>WWW.ALLAHDOSTU.ORG</title>
	<atom:link href="http://www.allahdostu.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.allahdostu.org</link>
	<description>islami sohbet - islami film - islami resim - cübbeli hoca - kurani kerim - cihad resimleri</description>
	<pubDate>Fri, 05 Sep 2008 05:52:38 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Ramazanı nasıl değerlendirelim</title>
		<link>http://www.allahdostu.org/2008/09/05/ramazani-nasil-degerlendirelim/</link>
		<comments>http://www.allahdostu.org/2008/09/05/ramazani-nasil-degerlendirelim/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Sep 2008 05:52:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>

		<category><![CDATA[haksozhaber]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.allahdostu.org/?p=1277</guid>
		<description><![CDATA[İfsadın, çürümenin, yozluk ve yoksulluğun küresel egemenlerce yaygınlaştırıldığı, tüm dünyanın mazlum ve mustaz&#8217;aflarına adeta bir kader gibi dayatılmaya çalışıldığı bir zaman diliminde takvanın, ibadetin, yalnız Allah&#8217;a kul olmanın huzurunu, dinginliğin ve direngen ruhunu pekiştiren bir Ramazan&#8217;a daha giriyoruz. Kur&#8217;an, sabır, direniş, tefekkür, muhasebe ve arınma ayı olarak Ramazan&#8217;ı hakkıyla ve en güzel biçimde değerlendirmek biz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İfsadın, çürümenin, yozluk ve yoksulluğun küresel egemenlerce yaygınlaştırıldığı, tüm dünyanın mazlum ve mustaz&#8217;aflarına adeta bir kader gibi dayatılmaya çalışıldığı bir zaman diliminde takvanın, ibadetin, yalnız Allah&#8217;a kul olmanın huzurunu, dinginliğin ve direngen ruhunu pekiştiren bir Ramazan&#8217;a daha giriyoruz. Kur&#8217;an, sabır, direniş, tefekkür, muhasebe ve arınma ayı olarak Ramazan&#8217;ı hakkıyla ve en güzel biçimde değerlendirmek biz müminlerin şiarı olmalı. Buradan hareketle Ramazan&#8217;ı nasıl değerlendirmemiz gerektiği konusunda istişare ermek istedik.</p>
<p>Ramazan&#8217;da Kur&#8217;an&#8217;la irtibatımızın niteliği nedir ve nasıl olmalıdır?</p>
<p>Ramazan&#8217;ın bireysel inşa ve muhasebe imkânı olmasının yanı sıra sosyal boyutu hakkında neler söylemek istersiniz?<span id="more-1277"></span></p>
<p>Bir yandan türbe ziyaretleri vb. etkinliklerle içi hurafelerle doldurulan etkinlikler; öte yandan &#8220;muhafazakârlaştırılmış&#8221; modern tüketim ve eğlence etkinlikleriyle iğdiş edilen bir Ramazan gerçekliği var. Bu konuda neler söylemek istersiniz?</p>
<p>Müslümanlara şahsi ve kurumsal olarak düşen sorumluluklar nelerdir?</p>
<p>Ramazan&#8217;la gündeme gelen oruç, teravih, fitre, zekât, itikâf, mukabele vb. ibadetler hakkındaki düşünceleriniz…<br />
haksozhaber.net</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.allahdostu.org/2008/09/05/ramazani-nasil-degerlendirelim/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dünyanın Müminin Zindanı; Kafirin Cenneti Olması</title>
		<link>http://www.allahdostu.org/2008/09/02/dunyanin-muminin-zindani-kafirin-cenneti-olmasi/</link>
		<comments>http://www.allahdostu.org/2008/09/02/dunyanin-muminin-zindani-kafirin-cenneti-olmasi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Sep 2008 19:25:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kurani Kerim Firhisti]]></category>

		<category><![CDATA[Cehennem]]></category>

		<category><![CDATA[Cennet]]></category>

		<category><![CDATA[Dünya]]></category>

		<category><![CDATA[Kafir]]></category>

		<category><![CDATA[Mümin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.allahdostu.org/?p=1275</guid>
		<description><![CDATA[(Ey müminler!) Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki, nihayet peygamber ve beraberindeki müminler: Allah&#8217;ın yardımı ne zaman! dediler. Bilesiniz ki Allah&#8217;ın yardımı yakındır. (Bakara: 2/214)
Nefsani arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>(Ey müminler!) Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki, nihayet peygamber ve beraberindeki müminler: Allah&#8217;ın yardımı ne zaman! dediler. Bilesiniz ki Allah&#8217;ın yardımı yakındır. (Bakara: 2/214)</p>
<p>Nefsani arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bunlar, dünya hayatının geçici menfaatleridir. Halbuki varılacak güzel yer, Allah&#8217;ın katındadır. (Al-i İmran: 3/14)<span id="more-1275"></span></p>
<p>O kafirler ki, dinlerini bir eğlence ve oyun edindiler de dünya hayatı onları aldattı. Onlar, bu günleri ile karşılaşacaklarını unuttukları ve âyetlerimizi bile bile inkar ettikleri gibi biz de bugün onları unuturuz. (A’raf: 7/51)</p>
<p>Sakın, kendilerini denemek için onlardan bir kesimi faydalandırdığımız dünya hayatının çekiciliğine gözlerini dikme! Rabbinin nimeti hem daha hayırlı, hem de daha süreklidir. (Taha: 20/131)</p>
<p>Şu halde, kendisine güzel bir vaatte bulunduğumuz kimse -ki ona kavuşacaktır- (sırf) dünya hayatının geçici menfaat ve zevkini yaşattığımız, sonra kıyamet gününde (azap için) huzurumuza getirilenler arasında bulunan kimse gibi midir? (Kasas: 28/61)</p>
<p>Size verilen şey, yalnızca dünya hayatının geçimliğidir. Allah&#8217;ın yanında bulunanlar ise daha iyi ve daha süreklidir. Bu mükâfat iman edenler ve Rablerine dayanıp güvenenler içindir. (Şura: 42/36)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.allahdostu.org/2008/09/02/dunyanin-muminin-zindani-kafirin-cenneti-olmasi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Ali Atatürk olarak dönmüş!</title>
		<link>http://www.allahdostu.org/2008/09/02/hz-ali-ataturk-olarak-donmus/</link>
		<comments>http://www.allahdostu.org/2008/09/02/hz-ali-ataturk-olarak-donmus/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Sep 2008 12:05:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[İslami Haber]]></category>

		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>

		<category><![CDATA[baş kumandan]]></category>

		<category><![CDATA[hz ali]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.allahdostu.org/?p=1273</guid>
		<description><![CDATA[Hurafenin ve tahrifatın böylesi görülmedi!
Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Ali Balkız, Alevilerin inandığı bir olayı Taraf&#8217;tan Neşe Düzel&#8217;e verdiği röportajda şöyle anlatıyor:
&#8220;Aleviler Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ü büyük kurtarıcı olarak görürler. Alevilik inancında reankarnasyon vardır. İnsan ölmez, başka bir canlının bedeninde yeniden dünyaya gelir. 
Aleviler, &#8216;Hazreti Ali, Mustafa Kemal Atatürk olarak zuhur etti, geldi&#8217; diye inanırlar. &#8216;Bizi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hurafenin ve tahrifatın böylesi görülmedi!</p>
<p>Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Ali Balkız, Alevilerin inandığı bir olayı Taraf&#8217;tan Neşe Düzel&#8217;e verdiği röportajda şöyle anlatıyor:</p>
<p>&#8220;Aleviler Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ü büyük kurtarıcı olarak görürler. Alevilik inancında reankarnasyon vardır. İnsan ölmez, başka bir canlının bedeninde yeniden dünyaya gelir. <span id="more-1273"></span></p>
<p>Aleviler, &#8216;Hazreti Ali, Mustafa Kemal Atatürk olarak zuhur etti, geldi&#8217; diye inanırlar. &#8216;Bizi ancak böyle biri zulümden kurtarabilir&#8217; derler. Aleviler Atatürk&#8217;ü mitleştirmişlerdir.&#8221;</p>
<p><strong>Kafası Güzel Galiba Bunu Söyleyenin :)</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.allahdostu.org/2008/09/02/hz-ali-ataturk-olarak-donmus/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kuran Ayı Ramazana Merhaba</title>
		<link>http://www.allahdostu.org/2008/09/01/kuran-ayi-ramazana-merhaba/</link>
		<comments>http://www.allahdostu.org/2008/09/01/kuran-ayi-ramazana-merhaba/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2008 05:33:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.allahdostu.org/?p=1271</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Ramazan ayı, içinde insanlara doğru yolu gösteren,
doğru ile yanlışı birbirinden ayırıp açıklayan
bir rehber olmak üzere Kur&#8217;an&#8217;ın indirildiği aydır.
Sizden kim o aya erişirse oruç tutsun…&#8221;
(Bakara, 2/185)
 İfsadın, çürümenin, yozluk ve yoksulluğun küresel egemenlerce yaygınlaştırıldığı, tüm dünyanın mazlum ve mustaz&#8217;aflarına adeta bir kader gibi dayatılmaya çalışıldığı bir zaman diliminde Ramazan takvanın, ibadetin, yalnız Allah&#8217;a kul olmanın huzurunu, dinginliğini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Ramazan ayı, içinde insanlara doğru yolu gösteren,</p>
<p>doğru ile yanlışı birbirinden ayırıp açıklayan</p>
<p>bir rehber olmak üzere Kur&#8217;an&#8217;ın indirildiği aydır.</p>
<p>Sizden kim o aya erişirse oruç tutsun…&#8221;</p>
<p>(Bakara, 2/185)</p>
<p> İfsadın, çürümenin, yozluk ve yoksulluğun küresel egemenlerce yaygınlaştırıldığı, tüm dünyanın mazlum ve mustaz&#8217;aflarına adeta bir kader gibi dayatılmaya çalışıldığı bir zaman diliminde Ramazan takvanın, ibadetin, yalnız Allah&#8217;a kul olmanın huzurunu, dinginliğini ve direngen ruhunu pekiştiriyor. Bizlere tüm dünyadaki kardeşlerimizle aynı sevinci yaşatan, dayanışma ve paylaşma bilincinin gelişmesine vesile olan Ramazan&#8217;ın ve tüm zamanların ve zeminlerin Rabbine hamd olsun!<span id="more-1271"></span></p>
<p> Ramazan ayını en güzel biçimde değerlendirmek hepimizin şiarı olmalı. Şüphesiz hayatı, zamanı bölen, ayrıştıran; Allah&#8217;a teslimiyeti belli zaman ve mekânlara hapseden bir anlayışı reddediyoruz. Bu itibarla Ramazan&#8217;a has bir &#8220;dindarlık&#8221; tasvip edeceğimiz bir şey değil elbette. Bununla birlikte Rabbimize teslimiyetimizi pekiştirmek, güçlendirmek, bilincimizi ve duygularımızı takva ile donatmak için güzel vesilelerden bir vesile Ramazan. Ve iman edip, salih eylemlerde bulunan, hakka ve sabra şahitlik edenler haricindeki herkesin ziyanda olduğu, hüsranda olduğu gerçeğinden hareketle ziyan edenlerden olmamak için Rabbimizin lütfettiği imkânları en yi biçimde değerlendirmek durumundayız.</p>
<p> Ölüm saçan Tuzla tersanelerinden yerin yüzlerce metre altında maden ocaklarına kadar ağır şartlarda çalışıp helal rızık peşinde koşan işçi kardeşlerimizin; okul kapılarında başörtülerinden dolayı haksızlığa, mağduriyete uğrayan ama inancından taviz vermeyen bacılarımızın; zulme muhalif olmanın bedeli olarak zindanlarda tutsak edilen kardeşlerimizin; zulme ve sömürüye karşı durma sorumluluğunu yüreğinde, beyninde, tüm bünyesinde bir onur olarak taşıyan herkesin tuttuğu oruçlar kabul olsun! Filistin&#8217;den Irak&#8217;a, Keşmir&#8217;den Çeçenya&#8217;ya, Lübnan&#8217;dan Filipinler&#8217;e işgal, zulüm ya da esaret altında yaşayan tüm kardeşlerimizin Ramazan&#8217;ı mübarek olsun! Rabbimiz katından onlara hayırlar, bereketler, azim ve kararlılık versin ve ellerimizi, yüreklerimizi ve seslerimizi birleştirsin inşallah!</p>
<p> Rabbimiz tüm mazlum ve mustaz&#8217;afları Ramazanı layıkıyla değerlendirip, bayram sevincini layıkıyla yaşayanlardan kılsın! Ayaklarımızı sabit kılsın ve bizleri takva sahiplerine önderler eylesin!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.allahdostu.org/2008/09/01/kuran-ayi-ramazana-merhaba/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hakkı Söylemekten Haya Etmek</title>
		<link>http://www.allahdostu.org/2008/08/31/hakki-soylemekten-haya-etmek/</link>
		<comments>http://www.allahdostu.org/2008/08/31/hakki-soylemekten-haya-etmek/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Aug 2008 18:58:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kurani Kerim Firhisti]]></category>

		<category><![CDATA[Hak]]></category>

		<category><![CDATA[haya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.allahdostu.org/?p=1269</guid>
		<description><![CDATA[Ey iman edenler! Siz zamanını gözetlemeksizin, bir yemeğe davet edilmedikçe, Peygamber&#8217;in evlerine girmeyin. Ancak davet edildiğiniz vakit girin. Yemeği yediğinizde hemen dağılın, sohbete dalmayın. Çünkü bu hareketiniz Peygamber&#8217;i üzmekte, fakat o (size bunu söylemekten) utanmaktadır. Ama Allah, hakkı söylemekten çekinmez. Peygamber&#8217;in hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz, hem de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ey iman edenler! Siz zamanını gözetlemeksizin, bir yemeğe davet edilmedikçe, Peygamber&#8217;in evlerine girmeyin. Ancak davet edildiğiniz vakit girin. Yemeği yediğinizde hemen dağılın, sohbete dalmayın. Çünkü bu hareketiniz Peygamber&#8217;i üzmekte, fakat o (size bunu söylemekten) utanmaktadır. Ama Allah, hakkı söylemekten çekinmez. Peygamber&#8217;in hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temiz bir davranıştır. <span id="more-1269"></span>Sizin Allah&#8217;ın Resûlünü üzmeniz ve kendisinden sonra onun hanımlarını nikâhlamanız asla caiz olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük bir günahtır. (Ahzab: 33/53)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.allahdostu.org/2008/08/31/hakki-soylemekten-haya-etmek/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sır Saklama</title>
		<link>http://www.allahdostu.org/2008/08/30/sir-saklama/</link>
		<comments>http://www.allahdostu.org/2008/08/30/sir-saklama/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Aug 2008 18:15:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kurani Kerim Firhisti]]></category>

		<category><![CDATA[Sır Saklama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.allahdostu.org/?p=1267</guid>
		<description><![CDATA[Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. Fakat eşi, o sözü başkalarına haber verip Allah da bunu Peygamber&#8217;e açıklayınca, Peygamber bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona haber verince eşi: Bunu sana kim bildirdi? dedi. Peygamber: Bilen, her şeyden haberdar olan Allah bana haber verdi, dedi. (Tahrim: 66/3)
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. Fakat eşi, o sözü başkalarına haber verip Allah da bunu Peygamber&#8217;e açıklayınca, Peygamber bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona haber verince eşi: Bunu sana kim bildirdi? dedi. <span id="more-1267"></span>Peygamber: Bilen, her şeyden haberdar olan Allah bana haber verdi, dedi. (Tahrim: 66/3)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.allahdostu.org/2008/08/30/sir-saklama/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hilal&#8217;in tespitindeki büyük ayıbımız</title>
		<link>http://www.allahdostu.org/2008/08/29/hilalin-tespitindeki-buyuk-ayibimiz/</link>
		<comments>http://www.allahdostu.org/2008/08/29/hilalin-tespitindeki-buyuk-ayibimiz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Aug 2008 19:07:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>

		<category><![CDATA[ay]]></category>

		<category><![CDATA[hilal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.allahdostu.org/?p=1265</guid>
		<description><![CDATA[Ru’yeti hilal ya da Ramazan’ın tespitindeki büyük ayıbımız 
Her Ramazan’da temcit pilavı gibi tartışır dururuz. Kim haklı? Önce başlayanlar mı sonra başlayanlar mı? Hesapçılar mı, ru’yetçiler mi?
Konu hakkında en az yirmi yıllık birikimimle bir kez daha ilan ediyorum. İddialı olmam kibir sayılmasın.
Daha önce meseleyi her yönüyle ele alan ilmî bir araştırma yaptım ve yayımladım. Yurt içinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ru’yeti hilal ya da Ramazan’ın tespitindeki büyük ayıbımız </p>
<p>Her Ramazan’da temcit pilavı gibi tartışır dururuz. Kim haklı? Önce başlayanlar mı sonra başlayanlar mı? Hesapçılar mı, ru’yetçiler mi?</p>
<p>Konu hakkında en az yirmi yıllık birikimimle bir kez daha ilan ediyorum. İddialı olmam kibir sayılmasın.</p>
<p>Daha önce meseleyi her yönüyle ele alan ilmî bir araştırma yaptım ve yayımladım. Yurt içinde ve yurt dışında ilgililerle tartıştım ve aksini söyleyenlerin tutarlı bir delillerinin olmadığını gördüm.</p>
<p>Kameri ayların başlangıcını hilali görmekle/ ru’yetle tespit etmenin bir ibadet olmadığını, önemli olanın en isabetli tespitin yapılması gerektiğini defalarca söyledim. Pek çok ayeti kerimenin Ayın seyrinin de, Güneşinki gibi bir hesap ölçüsü olduğunu söylediğini hatırlattım. <span id="more-1265"></span></p>
<p>Sabah namazının vaktini hesapla belirlemekle, Ramaza’nın başlangıcını hesapla belirlemek arasında hiçbir farkın bulunmadığını anlattım.</p>
<p>İlgili hadisi şeriflerinde Efendimizin (sa) vurgusunun ru’yet değil, Şaban’ın son gününde şüpheli oruç tutulmaması olduğunu izah ettim.</p>
<p>Hilalin görülmesiyle oruca başlanmasını, görülmesiyle bırakılmasını söyleyen hadisi şeriflerin ‘çünkü biz hesap kitap bilmiyoruz’ gerekçesiyle söylendiğini, hadisi şerifleri doğru anlayan álimlerin ta Hicrî Beşinci Asırda hesapla hareket etmekte bir sakınca görmediklerini, hatta hesap kesin olursa aksinin mümkün olmadığını söylediklerini delileriyle naklettim.</p>
<p>Ayrıca gördüm ki, Suudi Arabistan ru’yete (hilalin gözle görülmesine) itibar ettiğini söylüyor ama hesapla hareket ediyor. Türkiye ise hesaba dayanıyor ama ru’yetle hareket ediyor ve her ikisi de hata yapıyor. Aslında Diyaneti bu gün yönetenlerin bunu anlamamış olmaları düşünülemez. Ama onlar da statüko ile cedelleşmek istemiyor olabilirler.</p>
<p>Çünkü bazı gruplar meseleyi ideolojik bir çatışma konusu haline getirmişler ve ideolojilerini savunmak için gayri ilmî bir çaba içerisine girmişler.</p>
<p>İmdi; Diyanet takvimi 30 Ağustos 2008 Cumartesi günü Greenwich saatiyle 19 59’da İÇTİMÁ (kavuşum) olacak diyor. Bunun çok açık anlamı şudur: O anda eski ay bitmiş yeni ay girmiştir ve kavuşumu izleyen ilk sahurla birlikte Ramazan orucu başlayacaktır. Yani Pazar günü Ramazan’ın biridir. Ancak topluluktan ayrılmamak için ben de Pazartesi günü başlayacağım. Çünkü topluluktan ayrılma hatası, Ramazan’a isabet edememe hatasından büyüktür. Çünkü ayın seyri astronomik bir olaydır ve yeni ayın hesaba dayalı kesin bir başlangıcının olması gerekir ki, o da kavuşumdur (içtimadır). Bilindiği gibi kavuşum Kameri aylara göre ayda bir kez güneşin, ayın ve dünyanın aynı düzlemde bulunmalarıdır ve bu bir anlık meseldir. Dünyanın her yerine göre aynıdır. Bilimi bir delil sayan İslam’ın buna itiraz edeceği hiçbir dogması yoktur.</p>
<p>Efendim, filan sene hesaba itibar edenler yanılmışlardır deniyorsa, falan sene de ru’yete itibar edenler yanılmışlardır. Bunların hiçbir anlamı yoktur.</p>
<p>O halde (bazı) İslam alimlerine teessüf ediyor ve onları kınıyorum.</p>
<p>Kanaatleri değiştirmek mümkün olmasa dahi bendeniz iddiamı ispata hazırım.</p>
<p>Bu durumun bu bazı alimler için (aslında hepimiz için) bir ayıp olduğunu söylüyorum. On yıl sonra kabul etmek zorunda olacağınız bir şeyi bu gün reddetmenin dine de akıla da bilime de aykırı olduğunu haykırıyorum.</p>
<p>Gelin, ideolojik saplantılara düşmeden bu ayıbımızdan vazgeçelim ve bütün dünya müslümanları artık beraberce oruca başlama ve beraberce bayram etme neşesini yaşasınlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.allahdostu.org/2008/08/29/hilalin-tespitindeki-buyuk-ayibimiz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Seyyid Kutub&#8217;un Şehadetinin 42. Yılı</title>
		<link>http://www.allahdostu.org/2008/08/29/seyyid-kutubun-sehadetinin-42-yili/</link>
		<comments>http://www.allahdostu.org/2008/08/29/seyyid-kutubun-sehadetinin-42-yili/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Aug 2008 10:56:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[İslami Haber]]></category>

		<category><![CDATA[mısır]]></category>

		<category><![CDATA[Seyyid Kutub]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.allahdostu.org/?p=1260</guid>
		<description><![CDATA[
Yoldaki İşaretçi: Seyyid Kutub &#8221;Mü&#8217;minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah&#8217;a verdikleri söz e sadık kaldılar. Onlardan kimi (Allah yolunda şehid edilmek suretiyle) adağını yerine getirdi, kimi de (şehid olmayı) beklemektedir. (Ahidlerinde) hiçbir değişiklik yapmamışlardır&#8221;
(Ahzab, 33/23)
 Çağına şahitlikte öncü bir şahsiyet olan Seyyid Kutub, 1906 yılında Mısır&#8217;ın Asyut kasabasında dünyaya geldi. İlk eğitimini ailesinden alan Kutub, orta okul [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="wp-caption alignleft" style="width: 273px"><a href="http://www.allahdostu.org/depo/seyyid-kutub.jpg"><img src="http://www.allahdostu.org/depo/seyyid-kutub.jpg" alt="" width="263" height="186" /></a><p class="wp-caption-text">null</p></div>
<p style="text-align: left;"><strong><br />
Yoldaki İşaretçi: Seyyid Kutub</strong> &#8221;Mü&#8217;minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah&#8217;a verdikleri söz e sadık kaldılar. Onlardan kimi (Allah yolunda şehid edilmek suretiyle) adağını yerine getirdi, kimi de (şehid olmayı) beklemektedir. (Ahidlerinde) hiçbir değişiklik yapmamışlardır&#8221;</p>
<p>(Ahzab, 33/23)</p>
<p> Çağına şahitlikte öncü bir şahsiyet olan Seyyid Kutub, 1906 yılında Mısır&#8217;ın Asyut kasabasında dünyaya geldi. İlk eğitimini ailesinden alan Kutub, orta okul ve liseyi el-Ezher Üniversitesi&#8217;nde tamamladı. Daha sonra Kahire Üniversitesi&#8217;nin Darul Ulum fakültesine girdi ve 1933 yılında mezun olduğu fakülteye öğretim görevlisi olarak atandı.</p>
<p> İlk çalışmalarını edebiyat alanında yapan Seyyid Kutub, 1940&#8242;lı yıllardan itibaren İslami okumalarını ve araştırmalarını derinleştirmeye başladı. 1946 yılında yayınlanan Konum Dersleri, onun İslam düşüncesiyle irtibatını kuvvetlendirdiğinin önemli bir göstergesi kabul edilir. O bu makalesinde toplumun ıslahının ve Müslümanların bu yönde çalışmasının Kur&#8217;an&#8217;ın emri olduğunu savunuyor, Mısır&#8217;ın o dönemki toplumsal yapısını ve yaşanan ifsadı eleştiriyordu.<span id="more-1260"></span></p>
<p> 1949 yılında sosyoloji doktorası yapmak üzere Amerika Birleşik Devletleri&#8217;ne gönderilen Seyyid Kutub, bu süreçte Amerikan hayat tarzını yakından gözlemledi, tanık olduğu ırkçılığı eleştirmiş ve tüketime dayalı Amerikan medeniyetini cahiliye olarak nitelendirdi. Bu tespit, Amerika&#8217;yı ileri bir medeniyet modeli olarak kabul edenlerce şaşkınlıkla karşılandı.</p>
<p> Seyyid Kutub bu görüşünü cahiliyeye yüklediği anlamı temellendirerek şöyle savunuyordu: &#8216;İnançta, ibadette, yasama ve yürütmeyle ilgili düzenlemelerde yalnızca Allah&#8217;a kulluk etme temeline dayanmayan her toplum cahiliye toplumudur. İnsanların kulla kulluk zilletinden kurtulup, yalnızca Allah&#8217;a kulluk etme izzetine kavuştuğu tek örnek toplum tipi ise İslam toplumu&#8217;dur.&#8217;</p>
<p> 1949 yılında İslam&#8217;da Sosyal Adalet adlı yeni bir eseri yayımlanan Kutub, bu kitabında da sosyal adaletin ancak İslam&#8217;la gerçekleşebileceği fikrini ileri sürüyordu. Amerika&#8217;da kaldığı dönemde, önceki yıllardaki eserlerini gözden geçiren ve sanat da dâhil olmak üzere her konuda İslam&#8217;ın temel alınması gerektiğini savunmaya başlayan Seyyid Kutub, her türlü cahiliye yozlaşmasından öze, yani Kur&#8217;an&#8217;a dönerek arınma çabasını sürdürüyor ve bu yolda öğrendiklerini kağıda aktarıyordu.</p>
<p> Seyyid Kutub, Amerika dönüşü Hasan el-Benna&#8217;nın 1928&#8242;de kurduğu İhvan-ı Müslimin hareketi ile diyalogunu arttırdı ve kısa bir süre sonra da resmi görevinden istifa ederek Ihvan-ı Müslimin adlı gazetenin yazı işleri müdürlüğüne başladı. </p>
<p> O dönem, Mısır&#8217;da Birinci Arap-İsrail savaşının sonrasında başlayan siyasi çalkalanmalar devam etmekteydi. Bu kargaşa ortamında Hür Subaylar Örgütü, iktidardaki Kral Faruk&#8217;a karşı bir darbe gerçekleştirmişti. Hür Subaylar Örgütü Abdünnasır&#8217;ın, Enver Sedat ve birkaç arkadaşıyla kurduğu gizli bir teşkilattı.</p>
<p> Darbe sonrası yönetimi bir süre perde arkasından yürüten Abdünnasır, daha sonra devlet başkanlığı görevini resmen ele aldı. Abdünnasır, İhvan-ı Müslümin&#8217;in İslami toplum teklifine şiddetle karşı çıkıyor ve Mısır&#8217;ın bu en güçlü muhalif hareketine karşı ciddi bir baskı rejimi uyguluyordu.</p>
<p> 1954&#8242;te Abdünnasır&#8217;a yapılan suikast girişimi birçok İhvan mensubunun tutuklanması için fırsat olarak değerlendirildi. Ağır bir baskının ve zorbalığın yaşandığı bu dönemde tutuklananlar arasında Seyyid Kutub da bulunuyordu.</p>
<p> İhvan mensupları hapishane cellatları tarafından ağır işkencelere maruz kalmaktaydı. Seyyid Kutub da işkenceden dolayı mide ve bağırsak kanaması geçirmişti. Buna rağmen cellâtlar; eğitilmiş köpekleri mahkûmların üzerine saldırtıyor; işkence, hastalık ve yorgunluktan harap olmuş bedenleri bir de köpekler parçalıyordu. Öyle ki, mahkemesini izlemek amacıyla Mısır&#8217;a gelen insan hakları temsilcisinin Seyyid Kutub&#8217;un vücudundaki işkence izlerini görmemesi için mahkemesi dahi ertelenmişti.</p>
<p> İnsan hakları temsilcisinin Mısır&#8217;dan ayrılmasından iki hafta sonra Kutub, mahkemeye çıkarıldı ve hapse mahkûm edildi.</p>
<p> 15 yıl hapis cezası alan ve hapiste kaldığı sürece çok ağır işkencelere uğrayan Kutub, 1954 ve 1964 yılları arasında kaldığı hapishanede, tüm zorluklara rağmen Fi Zilâl&#8217;il-Kur&#8217;an ile Müslümanların düşünce dünyasında çığır açan Yoldaki İşaretler adlı eserini kaleme almayı başardı.</p>
<p> Bir tefsir çalışması olan Fi Zilal&#8217;il Kur&#8217;an&#8217;da vahyin mesajını yaşadığı çağ ile irtibatlandırarak, Kur&#8217;an&#8217;ın hayata yol gösteren rehber bir kitap olduğunu izah eden ve insanları Kur&#8217;an&#8217;ın gölgesinde bir hayata çağıran Seyyid Kutub, Yoldaki İşaretler kitabıyla da İslam düşüncesinde yeni bir dönemin işaretçisi oldu.</p>
<p> Kutub, cahiliye karanlığında bir meşale olan Yoldaki İşaretler&#8217;de Kur&#8217;an temelli bir akidenin ve yalnızca bu akidenin hayat verdiği İslami hareketin, İslam toplumunun yeniden inşası için önemli bir adım olduğunu söylüyordu. Şayet bu çağrının Mısır halkında güçlü bir şekilde yankılanmasına fırsat olsaydı, tarihin başka bir istikamet kazanması ihtimali yüksekti.</p>
<p> 1965 yılında, Yoldaki İşaretler&#8217;de yer alan düşüncelerinin kendisi için nasıl bir tehdit oluşturduğunu fark eden Abdülnasır&#8217;ın emriyle Seyyid Kutub tekrar tutuklandı ve mahkeme sonunda idamına karar verildi. </p>
<p> Hapis ve işkence döneminin yeniden başladığı bu süreçte, Abdünnasır, özür dilediği takdirde Seyyid Kutub&#8217;u affedeceğini söylüyordu, hatta bunun için ailesini dahi baskı altına alıyordu ama 60 yaşında olmasına ve türlü işkencelere rağmen, Seyyid Kutub davasından vazgeçmedi ve Nasır&#8217;ın teklifine karşı şu tarihi cevabını verdi:</p>
<p>&#8220;Eğer Allah kanunu ile mahkum edilmişsem ben Hakk&#8217;ın hükmüne razıyım. Eğer batıl kanunlarla mahkum olmuşsam ondan çok daha üstün bir düşünceye sahip olduğum için batıldan ve münafıklardan merhamet dilemem. Allah&#8217;a şükürler olsun ki on beş sene cihad ettikten sonra bu mertebeye ulaştım. Ben Allah yolunda yaptığım iş için asla özür dilemem. Namazda Allah&#8217;ın birliğine şehadet eden parmağım asla bir tağutun hükmünü onaylayan tek bir harf bile yazmayacaktır.&#8221;</p>
<p>Müslümanlara her türlü cahiliyeden koparak Kur&#8217;an&#8217;a dönmeleri çağrısında bulunduğu Yoldaki İşaretler, bir bakıma Seyyid Kutub&#8217;un idam fermanı oldu.</p>
<p> </p>
<p>İnfaz kararı 29 Ağustos 1966&#8242;da uygulanan Seyyid Kutub, vahye şahitliğini şehitlik mertebesine taşırken, geride bıraktığı eserleri ve düşünceleri ile İslami mücadele yolunda önemli bir işaretçi olarak yerini alıyordu…</p>
<p> Rabbimiz, şehadetini kabul etsin…<br />
<strong>Seyyid Kutub&#8217;un Düşünsel Aşamaları</strong></p>
<p>Hamza Türkmen</p>
<p>1906 yılında Mısır&#8217;da doğan Seyyid Kutub, rüşt yaşından itibaren üç düşünce evresi geçirdi.</p>
<p>Kutub, 35 yaşına kadar edebiyatla ilgilendi, edebiyat çevreleriyle içli dışlı oldu. Taha Hüseyin, Mahmud Akkad, Ahmet Emin, Sadık er-Rifai gibi isimleri yakından izledi ve bunlarla ilişki kurdu. Dikenler (el-Eşvak) isimli aşk romanını bu dönemde yazdı. Çocukluğunda hafız olarak yetiştirilmiş olmasına rağmen, ilk düşünsel aşaması seküler, milliyetçi ve Batı&#8217;ya hayranlıkla bakan bir çizgiydi.[1] Bu yıllarda &#8220;İslâm&#8217;ı ve Arap dilini Mısır zihniyetine yabancı olarak görüyordu.&#8221;[2]</p>
<p>İkinci düşünsel aşaması, 1940&#8242;lı yıllardan sonra İslâmi kimliğe yönelmesiyle oluştu. 1940&#8242;ların sonuna doğru Müslüman Kardeşler&#8217;le birlikte oldu. İslâmi kimliğini Mısır&#8217;daki mevcut İslâmi birikimle şekillendirdi. Bu sırada Mısır&#8217;da İngiliz hakimiyetine ve krallığa son vermek için Muhammed Necib önderliğinde harekete geçen Hür Subaylar ile İhvan cemaati ittifak kurdu. Seyyid Kutub, Hür Subaylar&#8217;ın oluşturduğu Devrim Konseyi&#8217;nde yer aldı. Milli Radyo&#8217;nun yayın müdürlüğünü üstlendi.[3] Ancak Arap ulusçularıyla yapılan bu ittifak İslâmi tercihlerini öne çıkartan Müslüman Kardeşler aleyhine sonuçlandı. Hür Subaylar, onun İslâmi devlet önerisini kabul etmeyince, Kutub konseyden ayrıldı ve Kutub ile Nasır arasında fikir ayrılığı çabucak derinleşti.[4] Cemal Abdunnasır askerî yönetimi, İhvan üyelerini tutuklamaya başladı. Kutub da tutuklananlar arasındaydı ve 1954-1964 yılları arasında hapis yattı. Tutukluluğu sırasında maruz kaldığı ağır işkenceler nedeniyle ciğerlerinden rahatsızlandı ve ilaca bağımlı olarak yaşamak zorunda kaldı. Cezaevi yıllarında daha önce Kur&#8217;an ayetleri üzerinde yazdığı makalelerle başlayan tefsir çalışmalarına devam etme imkanı bulabildi ve Fi Zilâli&#8217;l Kur&#8217;an tefsirini hapisten çıkmadan önce tamamlayabildi. Hapishane yıllarında Mevdudi&#8217;nin ve Nebhani&#8217;nin yaklaşımlarından etkilendi.[5]</p>
<p>Seyyid Kutub&#8217;un 1960 sonrası dönemi, olgunluk evresidir. 1960&#8242;tan sonra başlayan bu dönemde Kur&#8217;an, hadis, fıkıh, kelam, tarih ve toplum değerlendirmeleri üzerine yaptığı araştırmalarını ve tespitlerini derinleştirdi ve geliştirdi. İtikadda, kültürde ve harekette Kur&#8217;an merkezli bir tasavvurun önemini ortaya koydu. Cemaleddin Afgani&#8217;nin öncülük ettiği Urvetu&#8217;l Vuska ile, Muhammed Abduh ve M. Reşid Rıza&#8217;nın öncülük ettiği Manar Ekolü ile; İhvan-ı Müslimin, Cezayir Ulema Hareketi, Pakistan Cemaat-i İslâmi, Daru&#8217;t Takrib ve Hizbu&#8217;t Tahrir el-İslâmi çalışmalarıyla yükselen İslâmi uyanış ve İslâmi mücadele sürecine daha geniş ufuklar getirici ve içinde özeleştiri de barındıran önemli katkılarda bulundu. Yoldaki İşaretler çalışmasıyla tüm İslâmi hareketlere çok önemli bir özeleştiri ve stratejik analiz imkanı sundu, bu düşünceleri nedeniyle de idam edildi.</p>
<p>Yoldaki İşaretler kitabı, Kutub&#8217;un &#8220;Amerikancı İslâm&#8221; dediği emperyalist  projeyi, sosyalist sapmayı, egemen cahiliyeyi; yani Batılı paradigmayı, yerel ve işbirlikçi cahili  sistemlerin kuşatmasını ifşa edip, tüm Müslümanlara yeniden ümmet olacakları, vahyin ve adaletin tanıklığını yapacakları bir yol gösteriyordu. Yani Kutub, her türlü vahiy dışı inanç, düşünce ve düzenleri oluşturan topyekûn cahiliyeye ve işbirlikçilerine karşı tavır almaya, &#8220;La&#8221; demeye davet ediyordu.</p>
<p>Rasulullah&#8217;ın (s) Mekke&#8217;de cahiliyeye karşı örnekliğini gösterdiği gibi, Müslümanları yeniden Kur&#8217;an&#8217;la bilinçlenmeye ve  cahili  kuşatmadan kimliklerini ayrıştırarak Müslüman ümmeti yeniden diriltecek olan Kur&#8217;an neslini inşa etmeye davet ediyordu. O, &#8220;İslâm tarihinde, Hz. Peygamber&#8217;in Mekke tecrübesinden sonra ilk defa, (yeniden) bir &#8216;cahiliye&#8217; toplumu tanımı&#8221;[6] yapmıştı. Seyyid Kutub, bu tanımıyla İhvan hareketinin tarih ve toplum değerlendirmesine, stratejik hedeflerine yönelik ciddi eleştiriler getiriyor; ayrıca İslâmi uyanış süreci için tutarlı ve sahih bir eğitim müfredatı, çalışma programı ve hareket hattı oluşturmaya çalışıyordu. Kutub&#8217;un İhvan mensubu olan ve olmayan birçok izleyicisi olduğu halde o Müslüman Kardeşler Teşkilatı&#8217;ndan ayrılmadı, herhangi bir cemaatleşme çabasında da bulunmadı. Var olan potansiyeli bölmek veya kışkırtmak için ona veya İhvan&#8217;a nispet edilen bazı asılsız yayınlar yapıldı.[7] Ama Kutub&#8217;un amacı şekilsel birtakım sosyal açılımlar veya düşünsel özeleştirisini ve fikrî dönüşümünü gerçekleştiremeyen re-organizasyonlar peşine düşmek değildi. O &#8220;Kur&#8217;an Nesli&#8221;nin ikamesi için öncelikle idraklerde bir vahiy inkılâbı gerçekleştirmek istiyordu. Genç müsteşrik Euben bile Kutub&#8217;un gerçek niyetini tespit edebiliyordu: &#8220;Allah&#8217;tan başka ilah yoktur inancı, bir İslâm cemaatini inşa etmekten, organizasyonlara dair ayrıntıların tespit edilmesinden önce gelir.&#8221;[8]</p>
<p>Ebu Rebi, Seyyid Kutub&#8217;un göze batan hatalarını incelediği iddiasındaki bazı kitap ve makale yazarlarının görüşlerini aktarır. Bu yaklaşımlara göre onun düşüncesi İslâmi bir metodun değil, protesto çığlıklarının bir sonucudur. Başta İhvan hareketi olmak üzere bu akım, toplumla ve dünya ile ilişkilerini belirlemelidir. Kutub&#8217;un cahiliye  olarak adlandırılan tezi, yeniden tanımlanmalı, dışarıda olduğu kadar Arap dünyasında tedavülde olan seküler rejimlerle uğraşmak için daha iyi bir yol bulunmalıdır. &#8220;Günümüz sivil toplumunu tamamlamak için Hareket, Kutub&#8217;un şiddet metotlarını terk etmelidir.&#8221;[9] Kutub&#8217;un görüşleriyle, Kutub çizgisine ait oldukları görünümü veren &#8220;tekfirci&#8221;, &#8220;uzletçi&#8221;, &#8220;darbeci&#8221; ve &#8220;silahlı eylemci&#8221; akımları iç içe geçiren bu tür yaklaşımları değerlendirme kapsamına alan Ebu Rebi de çok nesnel davranmadığını ortaya koymaktadır.</p>
<p>Euben&#8217;in okumasına göre, inancı tesis etmek cemaati tesis etmekle birlikte yürüdüğünden kurumlaşmaya yönelmek; hem inançlıları saptırmak, hem de İslâmi dünya görüşünün özündeki uygulanabilirliğini ortadan kaldırmaya dönük cahili bir taktiktir. Kutub&#8217;un &#8220;devlet teoremi&#8221; ile ilgili önerileri &#8220;politik manifestosu&#8221; olan Yoldaki İşaretler&#8217;de yer almaz; İslâmi kimliğe ilk adım attığı yıllardaki acemilik döneminde kaleme aldığı İslâm&#8217;da Sosyal Adalet kitabında yer alır. Yine Euben&#8217;in tespitine göre, Kutub&#8217;un İslâm devletinin kurumlarının bir taslağını çıkarmayı reddetmesi, &#8220;kaidelerinin düşman tarafından belirlendiği&#8221; bir zihinsel oyunu oynamak istememesindendir.[10]</p>
<p>Kutub, son düşünsel olgunluk evresinde, gelenekçi ve modernist sapmalara karşı asırlardan beri devam eden ıslah çizgisinin devrimci açılımı peşinde oldu. O, ıslahat hareketlerinin tarihi süreç itibariyle getirdiği sahih birikimi usulî, metodik ve stratejik olarak yeniden değerlendirdi; mevcut duruma göre yeni içtihadlar geliştirdi. Kur&#8217;an&#8217;ın gösterdiği muhkem ilkelerin altını çizerek İslâmi hareketlere, gerek eğitim ve düşünce alanında, gerek hareket ve öncelikli hedef konusunda kendilerini ve birikimlerini yeniden gözden geçirme teklifi sundu.</p>
<p>Onun ulaştığı veya olgunlaştırdığı en belirgin usulî, metodik ve stratejik görüşleri şunlardı:</p>
<p>1- Kur&#8217;an asıl kaynak ve temel belirleyicidir. İtikadi konulara da; hadis, fıkıh gibi İslâmi disiplinlere de; metot, tarih ve toplum değerlendirmelerine de Kur&#8217;an&#8217;ı ya da Kur&#8217;an&#8217;ın muhkem ayetlerini belirleyici kılarak yaklaşmak gerekir. Kur&#8217;an bir hayat kitabıdır ve ilk sahabe nesli gibi herkes Kur&#8217;an ile eğitilmelidir. O, Ra&#8217;d Suresi&#8217;nin tefsirine girişte, Fi Zilal&#8217;il Kur&#8217;an tefsirini insanlar sahih bir itikad, yaşam ve mücadele idrakine ulaşsınlar ve Kur&#8217;an&#8217;la doğrudan temasa geçsinler diye yazdığını belirtmişti. Rabbimizin tevhid ilkeleri de, bildirdiği gayb haberleri de, Rasulullah Muhammed&#8217;in konumu, sünneti ve yetkileri de, İslâmi metot, nizam ve şeriat da öncelikle Kur&#8217;an&#8217;a göre belirlenmeli ve Kur&#8217;an&#8217;ın muhkem ayetleriyle çelişen veya ters düşen tüm rivayetler ve görüşler terk edilmeliydi. Çünkü Rasulullah ile birlikte inşa edilen ilk Kur&#8217;ani topluluk veya ümmet böyle oluşturulmuştu. Bizim de aslı Kur&#8217;an&#8217;da belirtilen bu sünneti ihya etmemiz gerekmekteydi.</p>
<p>2- İtikadi kabuller zanna dayanmamalıydı. Çünkü Yüce Kur&#8217;an, gaybi alanda zannın hiçbir şey ifade etmediğini ve zandan kaçınmamız gerektiğini bildiriyordu. İtikadi konularda Kur&#8217;an&#8217;ın muhkem ve açık ayetleri belirleyici idi. Dolayısıyla zan taşıyan hadisler ile, yani &#8220;ahad haber&#8221; ile yakinîlik/kesin bilgi gerektiren bir itikad oluşturulamazdı.[11]</p>
<p>Seyyid Kutub, ilk sahabe neslinden bu yana incelen bir çizgiyle de olsa varlığını ve tarihi irtibatlarını sürdüren Kur&#8217;an ehli/alimleri gibi, gaybi konularda rasihunun/din bilginlerinin farklı içtihadi zanlarına ya da zanni haberlere göre değil, sadece Rabbimizin bildirdiği muhkem ve delaleti açık vahye göre itikad oluşturmayı öneriyordu. Akidevî mezheplerin tarihi cedelleşmelerini ve taassuplarını geride bırakmanın en belirleyici yolu da buydu. İçtihadlardan  ve ahad haberlerden, amelî konularda ve insan idrakinin kavrayabildiği alanlarda yararlanmak söz konusu olabilirdi; ama gaybi alanda ve gaybi konularda mutlak bilgi ve tasarruf sahibi sadece ve sadece Allahu Teâlâ idi ve bu bilgi de bize korunmuş ve anlaşılır olan Kur&#8217;an vahyi ile bildirilmişti. O, Kur&#8217;an&#8217;ın muhkem nasslarıyla akaidini tenzih ve ıslah etmeye çalışırken, yaşanılan yanlışlıkları da gösteriyordu. Örneğin Bakara Suresi&#8217;nin 117. ayetinin tefsirinde &#8220;Vahdet-i vücud felsefesi tamamen İslâmi tasavvurun dışında kalır.&#8221; diyordu.</p>
<p>Kutub&#8217;un ulaştığı bu ölçüleri ve sahih yolu, Mustafa Mübarek örneğinde olduğu gibi İhvan cemaati de, Seyyid Kutub&#8217;un aktif takipçisi olduğunu söyleyen selefi-hadisçi çizgi de maalesef ki gereğince idrak edemedi. Örneğin daha sonradan &#8220;Hz. Muhammed&#8217;i Doğru Anlamak&#8221; adlı çalışmasında güzel ve tutarlı bir usul ortaya koyan İbrahim Sarmış, Kutub üzerinde doktora çalışması yaptığı dönemlerde, onun itikadi konulardaki inancını doğrudan Kur&#8217;an&#8217;dan aldığını belirtmiş; fakat inanç konusunda selefi olduğunu, selefiliğin de &#8220;Sünen&#8221; sahibi muhaddislerin yolu olduğunu ifade edebilmişti.[12] Bu tür yaklaşımlar, Kutub&#8217;un düşüncelerinin sistematik olarak algılanmasında ve  usulî gelişim çizgisinin anlaşılmasında  yaşanan kafa karışıklıklarının aşılmasını zorlaştırmıştır. Önceki asırlarda Kur&#8217;an akaidi ile yetinmeyen bu tür yaklaşımlar Eş&#8217;ari, Maturidi, İsna Aşeriyyeci, bâtıni ve işârî tasavvufçu, selefi-hadisçi, felsefî akılcı temel yaklaşım farklılıklarıyla ümmetin parçalanmasına ve tarihi ihtilaflara kapı açmışlardı.</p>
<p>3- Kutub, tevhid akidesini, fikrî ve siyasi bütünlükte ele alıyor, Takıyyüddin Nebhani gibi İslâmi mücadele yönteminin ve düzenin, İslâm akaidinden ayrıştırılamayacağını belirtiyordu. Metodun tevhid eksenli olması, muhkem ayetlere ve Rasulullah&#8217;ın mütevatir sünnetine ters olamayacağı tespiti tabii ki önemli ve belirleyici idi. Ancak Kutub&#8217;un hareket yöntemi içtihad ile belirlenemez tespiti,[13] İslâmi sabiteler ile değişkenlerin birbirine karışmasına yol açıyordu. Veya yöntemin dayandığı değiştirilemez ilkeler ile bu ilkelere dayanan içtihadi açılımların tabiliği tartışılır hale geliyordu.</p>
<p>4- Seyyid Kutub, &#8220;Sahife Fıkhı&#8221; olarak değerlendirdiği mezhepçiliği eleştirirken, &#8220;Hareket Fıkhı&#8221; adı altında yaşadığımız yeni sorunlarla ilgili hayatın içinde yeni içtihadlar yapmanın önemine vurguda bulunuyordu. Bu Kur&#8217;ani tefekkürün ve imkanların teşvik edildiği dinamik ve üretici bir açılımdı. Fakat bu konuda Kutub&#8217;un Sahife Fıkhı&#8217;na ait ve temel eserleri Kur&#8217;an&#8217;la ve Rasulullah&#8217;ın sünnetiyle birçok konuda çelişen &#8220;daru&#8217;l harp&#8221; fıkhından bahsetmesi, Kur&#8217;an&#8217;da yer almayan ve tasavvuf hareketinin gündemleştirdiği &#8220;halifetullah&#8221; kavramını onaylaması, kendi söylemiyle çelişen yanlışlarıydı.</p>
<p>Ayrıca Kutub, şer&#8217;i hükmün ikincil kaynaklarından olan mevcut örflerin geçerli olamayacağı üzerinde duruyordu. Çünkü dağılma, kimlik krizi, sömürgecilik ve modernleşme etkisi altındaki mevcut toplumlar &#8220;cahiliye&#8221; olduğundan, onların referans alınacak sahih bir örfleri de olamazdı. Bu yaklaşım da aşırı bir yorum olmalıydı.</p>
<p>5- Kutub&#8217;a göre yeni bir hareket için Müslümanların içinde bulunduğu fikrî ve siyasi halle ilgili bir durum tespiti yapılmalıydı. Bu konuda Yoldaki İşaretler&#8217;de yer alan bazı tespitler şunlardı:</p>
<p>İslâm&#8217;ın uygulanabilmesi için ümmetin gerekliliği üzerinde duruluyordu. Tevhid ve adaletin tanıklığını yapacak olan ümmet ise, uzun bir tarih diliminden bu yana zindeliğini kaybetmişti.</p>
<p>Biz bu duruma, zulüm ve saltanata boyun eğmeyi akaidleştiren ve mezhepçilik illetine tutulan Müslümanların geleneğinin birçoğu muharrefleşmiştir de diyebiliriz. Zaten Malik b. Nebi&#8217;nin de dediği gibi Batı emperyalizmi ile karşılaştığımızda, siyasi ve kültürel yapı büyük ölçüde çürüme, dağılma ve sömürüye müsait olma haline doğru yol alıyordu.</p>
<p>Yaşadığımız toplumları örgütleyen ve yöneten ortak ilke ve değerler, vahyî ilkelere dayanmıyordu. Bu nedenle bireysel ibadetlerimizi yerine getirsek de cahiliye toplumlarında yaşadığımız gerçeği örtülmemeliydi. Çünkü bu toplumları oluşturan ve yöneten irade Kur&#8217;ani esaslara bağlı değildi. Bu irade, evrensel cahiliyenin işbirlikçisi ve halklarına karşı da despotça davranan tuğyanın içindeydi. Kutub&#8217;un bu çerçevedeki tespitleri, İngilizceden çevrilen yazılarından 1966 tarihinde Hilal dergisinin kapağında şu cümlelerle aktarılıyordu:</p>
<p>&#8220;İslâm şeriatı ve onun kanunu olmadıkça, kendilerine &#8216;Müslüman&#8217; ismi veren insanları cemeden cemiyet, İslâmi bir cemiyet değildir. Hatta namaz da kılsa, oruç da tutsa, hacca da gitse! Allah&#8217;ın ve Resulullah&#8217;ın (s.a.) takriri dışında giden, kendi kendine İslâm adını takan ve ona da mesela &#8216;İlerici İslâm&#8217; diyen cemiyet, İslâmi cemiyet değildir…&#8221;[14] Türkiye&#8217;deki Müslümanların, cemaatlerin ve kanaat önderlerinin mezhepçilik ve bâtınilik yanında, sağcı, devletçi ve milliyetçi kirlerden ayrışamadığı dönemlerde tabii ki bu çarpıcı cümleler dönemin en fazla ilgi çeken İslâmi dergisinin kapağından spot olarak da yayınlansa pek fazla anlaşılamayacaktı. Ve uzun bir dönem de anlaşılamadı.  Bu mesaj ve taşıdığı strateji anlaşıldığında da, konuyu anlayanların sınavı başlıyordu. Ya istikamet üzere olmaya çalışılıyordu ya da teviller, mazeretler ve bahaneler üretilmeye başlanıyordu.</p>
<p>Kur&#8217;an&#8217;ın rehberliğinde yeniden dirilişimiz ve varoluşumuz, cahiliye ile birlikte adım atıp onun yakınlığını aramakla olamazdı. Cahiliye ile buluşmak için değil, cahiliye mensuplarının İslâm&#8217;a geçmeleri için bir köprü kurulabilirdi. Cahiliye ortamında yaşadığımız bir gerçek. Ama cahiliyeye karşı hidayete erdirecek yola da sahiptik.</p>
<p>Cahiliyeden hicret edip İslâm&#8217;a geçiş sağlayacak intikal süreci ise geniş çaplı ve uzun bir dönem olacaktı. Yani ümmetin temeli sağlam bir şekilde oluşmadan, bu temelin zirvesini inşa etmeye teşebbüs etmek (yani İslâm devleti kurmak hedefi) doğru değildi. Kutub, düşünsel aşamalarının sonunda bu noktaya gelmişti. Ama Ali Bulaç&#8217;ın Kutub&#8217;un düşünsel gelişim evrelerini belirleyip ayrıştırmadan &#8220;Mevdudi ve Kutub&#8217;un, hem de ikinci nesil İslâmcıların ağırlıklı olarak &#8216;Sivil İslâm&#8217;dan çok, devletin merkeze alındığı &#8216;Resmi İslâm&#8217;a yaptıkları vurgu sorunludur.&#8221;[15] ifadesi, onun olgunluk dönemi tavır ve düşünceleriyle pek bağdaşmıyor. Kutub için bu yaklaşım, onun ikinci düşünsel evresi için karşılık bulabilir ve Bulaç&#8217;ın tespitleri konusunda Kutub, o dönemde Mevdudi ile de paralellik içindedir. Ancak onun Kur&#8217;an neslini inşa hedefini, sosyolojinin &#8220;Sivil İslâm&#8221; ve &#8220;Resmi İslâm&#8221; tanımlaryla değil, İslâmi literatürün ıslah ve sünnetullah kavramlarıyla açıklamamız gerekmektedir.</p>
<p>Kutub&#8217;un bütün bu tespitleri gerek bilgi ve düşüncesinin kaynağı konusunda, gerek takip ettiği metot konusunda ve gerekse öncelikli hedefi konusunda bir başlangıç mesabesindeydi. Onun fikrî bütünlüğü içinde sunduğu ıslah projesi, Kur&#8217;an neslini yeniden inşa etmeyi amaçlıyordu. Kutub, kendi dönemine kadar ulaşan ıslah çabalarından devraldığı doğruları, ciddi analiz ve değerlendirmeleriyle tutarlı bir harekât hattına kavuşturacak yolun kapısını bulmuştu. O, sahih düşünce ve hareket yolunun kapısına ulaştı ve onu açtı. Onun tespitleri ve harekât hedefi, çağının tüm İslâmi uyanış hareketleri için yeni bir muhasebenin ve açılımın imkanıydı.</p>
<p>Seyyid Kutub&#8217;u emsallerinden farklı kılan seviye, &#8220;nesneleşmiş Kur&#8217;an&#8221; algısının hakim olduğu bir dünyada, inşa edici &#8220;özne olan Kur&#8217;an&#8221; anlayışını yeniden kurmak için gösterdiği katkıdır.[16] Seyyid Kutub, bütün bu düşüncelerini tecrübe kaynağı olan fırtınalı ortamlarda ve özgürlüğünün kısıtlandığı yoksulluklar içinde geliştirmiştir. Tabii ki yaklaşımlarının yeniliği nedeniyle istişari zeminlerde yeterince tartışılacak, tashih edilecek ve takviyelerde bulunulacak birçok katılımcı çabaya ve birikime ihtiyacı vardır. Çünkü o, işlediği konuları, istişare edebilecek yeterli donanıma sahip Müslüman kardeşleriyle paylaşamamış ve istişari tartışmalarda bulunamamıştır.</p>
<p>Ama Seyyid Kutub, tespit ve düşüncelerinde tüm kuşatılmışlığına rağmen, toplu istişari imkanlarından uzak bulunmasına ve özgür diyalog ortamlarına ulaşamamasına rağmen, tevhidi uyanış ve ıslah çabaları için çevresi genişletilecek ve üzerine bina çıkılabilecek ciddi bir başlangıç zemini oluşturabilmiştir. Onun gösterdiği &#8220;Kur&#8217;an neslini yeniden inşa etmek&#8221; hedefi, bizler için kavranması, işlenmesi, sosyalleştirilmesi ve geliştirilmesi gereken sağlıklı bir zemindir. Kutub, cahili  yapılardan koparak tağutlara karşı bağımsız, vesayetsiz, özgün ve Rabbimizin rızasını murat eden bir İslâmi kimliğin inşası için çok önemli bir istikamet göstermiştir. </p>
<p>Seyyid Kutub, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;i rehber edinmenin temel ölçülerini araştırdı. Vahye tanıklığın örnekliğini gösterdi. O, şehit edilmeden şehitliği yaşadı. Onu rahmet ve minnetle anmalıyız. Bunun için de Kur&#8217;an nesli hedefini gerçekleştirecek çaba, kararlılık ve donanıma sahip olmalı, bu amaç doğrultusunda imkanlar üretmeli ve gerekli mevzileri kazanmanın sahih, adaletli ve istikrarlı mücadelesini sosyalleştirebilmeliyiz.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: Hamza Türkmen, İslamcılık ve Özeleştiri, Ekin Yayınları, İstanbul 2008</p>
<p> </p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>[1]   Yvonne Y. Haddad, &#8220;Seyyid Kutub: İslâmi Güçlenişin İdeologu&#8221;, Güçlenen İslâm&#8217;ın Yankıları, (Edisyon / John L. Esposito), sf. 85, Yöneliş Yayınları, İstanbul, 1989.</p>
<p> </p>
<p>[2]   İ. M. Ebu Rebi, a.g.e, sf. 158.</p>
<p> </p>
<p>[3]   Sefer Turan, &#8220;Şehid Seyyid Kutub&#8217;u Rahmetle Anıyoruz&#8221;, Haksöz Dergisi, Sayı: 65, Ağustos 1996.</p>
<p> </p>
<p>[4]   Roxanne L. Euben, a.g.e, sf. 115.</p>
<p> </p>
<p>[5]   Fehmi Ced&#8217;an, İslâmi Yönetim Tartışmaları, sf. 60, Yöneliş Yayınları, İstanbul, 1989; Yvonne Y.  Haddad, a.g.e, sf. 87.</p>
<p> </p>
<p>[6]   Kürşad Atalar, &#8220;Çağdaş Müslüman Siyasi Düşünce -Zaafları ve Potansiyelleri-&#8221;, İktibas Dergisi, Sayı: 331, Ankara  2006.</p>
<p> </p>
<p>[7]   Salih el-Verdani, a.g.e, sf. 90-91.</p>
<p> </p>
<p>[8]   Roxanne L. Euben, a.g.e, sf. 143.</p>
<p> </p>
<p>[9]   İ. M. Ebu Rebi, a.g.e, sf. 318-320.</p>
<p> </p>
<p>[10]  Roxanne L. Euben, a.g.e, sf. 143, 145.</p>
<p> </p>
<p>[11]  Muhammed Berekat, a.g.e, sf. 267-273.</p>
<p> </p>
<p>[12]  İbrahim Sarmış, Bir Düşünür Olarak Seyyid Kutub, sf. 181-186, Fecr Yayınları, Ankara, 1992.</p>
<p> </p>
<p>[13]  Muhammed Berekat, a.g.e, sf. 37.</p>
<p> </p>
<p>[14]  Hilal Dergisi, Sayı: 64, Ankara  1966.</p>
<p> </p>
<p>[15]  Ali Bulaç, &#8220;Terör ve İslâmi Hareketin Seyri&#8221;, Zaman, 15 Kasım 2001.</p>
<p> </p>
<p>[16]  Sami Hocaoğlu, &#8220;Kur&#8217;an algısında Seyyid Kutub farkını anlamak&#8221;, Yeni Şafak, 3 Eylül 2005; Mustafa İslâmoğlu, Hayatın Yeniden İnşası İçin, sf. 34-38, Denge Yayınları, İstanbul, 2001.</p>
<p><strong>kaynak:haksozhaber.net<br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.allahdostu.org/2008/08/29/seyyid-kutubun-sehadetinin-42-yili/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dua estetiği</title>
		<link>http://www.allahdostu.org/2008/08/28/dua-estetigi/</link>
		<comments>http://www.allahdostu.org/2008/08/28/dua-estetigi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Aug 2008 20:27:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Doğru Bildiğimiz Yanlışlar]]></category>

		<category><![CDATA[islami hikayeler]]></category>

		<category><![CDATA[dua]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.allahdostu.org/?p=1258</guid>
		<description><![CDATA[Rabb&#8217;imiz Mûsa Aleyhisselâm&#8217;a sormuştu: &#8220;Elindeki nedir?&#8221; Mûsa Aleyhisselam ise &#8220;Bu asâmdır&#8221; demiş ve sonra açıklamıştı, &#8220;ona dayanırım, onunla hayvanlarıma yaprak silkelerim&#8230;&#8221; Pekâlâ, Mûsa Aleyhisselam da biliyordu ki Rabbi elindekinin ne olduğunu bilir. Üstelik asânın dayanmaya yaradığını, hayvanlara yaprak silkmekte kullanıldığını, her şeyi bilen Alîm-i Küllî Şey&#8217;e ayrıca söylemesi fazla değil mi? Hayır, fazla değil; hatta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Rabb&#8217;imiz Mûsa Aleyhisselâm&#8217;a sormuştu: &#8220;Elindeki nedir?&#8221; Mûsa Aleyhisselam ise &#8220;Bu asâmdır&#8221; demiş ve sonra açıklamıştı, &#8220;ona dayanırım, onunla hayvanlarıma yaprak silkelerim&#8230;&#8221; Pekâlâ, Mûsa Aleyhisselam da biliyordu ki Rabbi elindekinin ne olduğunu bilir. Üstelik asânın dayanmaya yaradığını, hayvanlara yaprak silkmekte kullanıldığını, her şeyi bilen Alîm-i Küllî Şey&#8217;e ayrıca söylemesi fazla değil mi? Hayır, fazla değil; hatta eksik gibi. Çünkü Sevgili&#8217;nin huzurunda olunca laf uzatılır, uzatılmak istenir. Daha çok huzurda kalmak için yeni yeni konular açılır. Huzurda iken, konuşulanın ne olduğu önemli değildir; önemli olan konuşmaktır. Çünkü konuşmak huzurda kalmayı uzatacaktır. Dua da böyledir işte, kulun Rabb&#8217;iyle söyleşmesidir. İster ayakkabımızın kaybolan bağcığı gibi sıradan bir şey için, ister ebedî hayat gibi en başta gelen hacetimiz için dua etmek Rabb&#8217;in huzurunda kalma vesilesidir&#8230; Mümin için dua etmek, duanın kabul olup olmamasından daha önce gelir. Çünkü dua, içeriği ne olursa olsun, sonucu nereye varırsa varsın, Sevgilinin huzurunda kalmaktır. Yani ki, duanın kendisi duanın sonucundan önemlidir, önceliklidir.<span id="more-1258"></span><br />
 * * *<br />
Dua ediyor olabilmek de, O&#8217;na muhatap olmayı, O&#8217;nu muhatap olarak bulmuş olmak gibi eşsiz ayrıcalıkları içerdiğine göre, çok önemli ve öncelikli bir duanın kabul edilmiş halidir. Dua edemeyen, dua edemediğinin farkında değildir; dua etmek için dua etmek gerektiğini bile bilemez. Dua edemeyen, dua edememekle neyi kaybettiğinin farkında değildir; bir şeyi kaybettiğini bilmeyen ise aramaz, aramadıkça bulamaz, bulsa bile eline almaz. Öyleyse, dua edebiliyor olmakla, nasıl derin bir kuyudan çıkarıldığımızı görelim. Dua eden adam bilmeli ki, dua ediyor olmakla, kaybettiğini bulmuştur, kaybettiğini bile bilmediği bir kaybını bulmuştur, eksikliğini bile çekemeyecek kadar gafil olduğu bir eksiğini tamamlamıştır. Birileri hakkında dua etmiş olmalı ki, dua edebiliyor.<br />
* * *<br />
&#8220;İnsanları ve cinleri bana ibadet etsinler diye yarattım, beni beslesinler diye değil&#8230;&#8221;</p>
<p>Kulluk, Rab tarafından rızıklandığını bilmekle başlar. İnsanın secdesi tevekkül seccadesinde gerçekleşir. Kul alnını yere değdirdiğinde, Rabb&#8217;inden başka kimseye muhtaç olmadığını kabullenir. Secde ile sadece kafasını değil varlığını da toprağa indirir. Rabb&#8217;inin kendisine verdiğinden şüphesi olanın secdesi tam değildir; alnı yerde olduğu halde, aklı yukarıda kalmıştır. &#8220;Yalnız Sana kulluk edelim diye yalnız Senden yardım dileriz!&#8221; dedirttiğine göre Rabb&#8217;imiz, kulluğumuzu O&#8217;na yardımmış gibi görmek yerine, O&#8217;nun bize yardımı olarak bilmeliyiz.<br />
* * *<br />
&#8220;Kim kötü bir iş işler, nefsine zulmeder de, sonra/gecikerek tövbe ederse Allah&#8217;ı Gafûr ve Rahîm olarak bulur.&#8221; Aziz Mahmud Hudâyî, bu ayeti yorumlarken, tövbenin pek dikkat edemediğimiz bir inceliğine dikkat çeker. İnsan kötü işi bedeniyle yapar, eliyle gerçekleştirir, açık bir eylem koyar ortaya. Tövbe ise dille yapılır, hatta dile gelmeden de yapıldığı olur. Hüdâyî Hazretleri, işte bu farkı hatırlatarak, fiilen yapılan isyanın sözle yapılan itaatle affedilmesindeki lütfu gözler önüne seriyor.<br />
* * *<br />
Bir dostumdan duymuştum: &#8220;Allah, kendisi için terk ettiğiniz şeyleri terk ettiğinize sizi sevindirsin.&#8221; Hayatın özünü yakalayan bir yakarış bu. Çünkü her an bir tercihte bulunuyoruz; bir tercih bize bin terk edişi yaşatıyor. Rabb&#8217;imizin rızası için tercih ettiklerimiz ne çok terki gerektiriyor. Bir helâl için bin haramdan yüz çeviriyoruz. Sözgelimi, bir kadını kendimize helâl ederken, diğerlerini terk ediyoruz. Bir erkeği kendimize eş seçerken, başka bütün erkeklerden yüz çeviriyoruz. Eşlerin birbirleri için böylesi sözel ve fiilî dualarda bulunması gerekir. Başkalarını terk ederek kendisi eş olarak tercih edilen bir kadın ya da erkek, eşini kendisi için terk ettiklerini terk ettiğine memnun etmek için elinden geleni yapmalı.<br />
* * *<br />
Fatiha, dilimize değen en güzel duadır. Duayı kabul edecek olan Zâtın dilimize dua vermesi, bize yakarış temrinleri yaptırması, O&#8217;nun o duaları çoktan kabul etmeye hazır olduğunu gösteriyor değil mi? Dua ile duanın kabulü arasında sadece o duanın dilimize değmesi bahanesi var. Adı üzerinde &#8220;açılış&#8221;tır Fatiha; varlığın yüzünü Var edene çevirir, bize ötelerle &#8220;ağız birliği&#8221; ettirir. Bize verileceklerin hepsi Fatiha&#8217;da saklıdır; tek Fatiha ile istediklerimiz bize verilse yeter aslında. Bizi yokluğun dehşetinden alıp kimsenin yapamayacağı iyiliği yapan Rabb&#8217;imiz, Fatiha ile kendimiz için neyi istemenin hayırlı olduğunu öğretir bize ve onları kendisinden istetir. Vermek istemeseydi, ısrarla istememizi ister miydi?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.allahdostu.org/2008/08/28/dua-estetigi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Zemzem Rakıyla Yan Yana Olur mu?</title>
		<link>http://www.allahdostu.org/2008/08/27/zemzem-rakiyla-yan-yana-olur-mu/</link>
		<comments>http://www.allahdostu.org/2008/08/27/zemzem-rakiyla-yan-yana-olur-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Aug 2008 18:59:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[İslami Haber]]></category>

		<category><![CDATA[rakı]]></category>

		<category><![CDATA[salih tuna]]></category>

		<category><![CDATA[zemzem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.allahdostu.org/?p=1256</guid>
		<description><![CDATA[Salih Tuna / Yeni Şafak
Yazının başlığına bakıp da, &#8220;Hoca mı kesildin başımıza?!..&#8221; demeyin. Ne böyle bir niyetim var, ne de İmam Hatip kapısından geçmişliğim…
Lakin &#8220;Yarın zemzem ile rakı yan yana içilecek. Benim öngörüm bu&#8230;&#8221; diyebilen bir İmam Hatipli var.
Bunu söyleyen sıradan bir İmam Hatipli değil.
Din felsefecisi, TBMM Dışişleri Komisyonu üyesi, Ak Parti milletvekili Prof. Necip [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Salih Tuna / Yeni Şafak</p>
<p>Yazının başlığına bakıp da, &#8220;Hoca mı kesildin başımıza?!..&#8221; demeyin. Ne böyle bir niyetim var, ne de İmam Hatip kapısından geçmişliğim…</p>
<p>Lakin &#8220;Yarın zemzem ile rakı yan yana içilecek. Benim öngörüm bu&#8230;&#8221; diyebilen bir İmam Hatipli var.</p>
<p>Bunu söyleyen sıradan bir İmam Hatipli değil.</p>
<p>Din felsefecisi, TBMM Dışişleri Komisyonu üyesi, Ak Parti milletvekili Prof. Necip Taylan…</p>
<p>Hürriyet&#8217;in adı lazım değil bir köşe yazarına, &#8220;Bakın farklı kesimler artık bir araya geliyor. Başı açık kızlarımız başörtülü kızlarımızla kol kola gezebiliyor. Sizler içki içerken, &#8216;akademik&#8217; konuları konuşabiliyoruz. Yarın zemzem ile rakı yan yana içilecek. Benim öngörüm bu&#8230;&#8221; demiş. <span id="more-1256"></span></p>
<p>Görüldüğü gibi değerli akademisyen milletvekilimizin çok enteresan görüşleri var.</p>
<p>Her şeyden evvel, &#8216;akademik&#8217; konularla alakasız siyasî dedikodu yazıcılığı yapan bir köşe yazarıyla hangi &#8216;akademik&#8217; konuları konuşabildiği büsbütün muamma…</p>
<p>Belki de, &#8216;akademik konuları&#8217; mezkur köşe yazarı ve benzerleriyle konuşabilmek apayrı bir akademik başarı olsa gerek. Neyse, pek önemi yok. Geçelim.</p>
<p>Önemli olan; değerli din felsefecimizin &#8220;öngörü&#8221;sünün sadece öngörüden ibaret olmaması&#8230;</p>
<p>Çünkü yarınlarda zemzem ile rakının yan yana içileceğini dillendirirken öngörüden ziyade bir dilek, bir arzu ve hatta bir hedef koyuyor ortaya.</p>
<p>Yani, zemzem ile rakının yan yana içilmesini ulaşılması gereken ve ulaşılacak olan bir aşama olarak görüyor.</p>
<p>Muhterem hocamıza haksızlık yapacak halimiz yok; bu tuhaf örneği durduk yere değil, toplumsal mutabakat adına veriyor elbette.</p>
<p>Ertuğrul Bey&#8217;ciğim (portakal suyuyla da olsa) Sayın Başbakan&#8217;dan nasıl ki kadeh kaldırmasını bekliyor, Sayın Taylan da zemzem ile rakının yan yana içilmesini hayal ediyor.</p>
<p>Maksat?</p>
<p>Uzlaşmak, normalleşmek, gerginlikten uzaklaşmak…</p>
<p>Bana sorarsanız; hocamızın hayali hem daha fantastik, hem daha eğlendirici.</p>
<p>Zemzem ile rakıyı yan yana, aynı masada düşünsenize…</p>
<p>&#8220;Bari susuz ijme haji…&#8221;</p>
<p>&#8220;Bu zaten su muhterem…&#8221;</p>
<p>&#8220;Gel seni bi öpiim…&#8221;</p>
<p>&#8220;Öp ama, yüzüme ağzından rakı bulaştırıp da abdestimi sakatlama…&#8221;</p>
<p>&#8220;Haji, bak jok içiyorsun, hık, çarpar sonra…&#8221;</p>
<p>&#8220;Böyle konuşursan bu zemzem asıl seni çarpar…&#8221;</p>
<p>&#8220;Uzatma haji, hadi şerefe… yarasın…&#8221;</p>
<p>&#8220;Şerefe muhterem… Bismillah…&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.allahdostu.org/2008/08/27/zemzem-rakiyla-yan-yana-olur-mu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kafir Ana Babayla Münasebetler</title>
		<link>http://www.allahdostu.org/2008/08/27/kafir-ana-babayla-munasebetler/</link>
		<comments>http://www.allahdostu.org/2008/08/27/kafir-ana-babayla-munasebetler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Aug 2008 04:21:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kurani Kerim Firhisti]]></category>

		<category><![CDATA[Ana]]></category>

		<category><![CDATA[Anne]]></category>

		<category><![CDATA[Baba]]></category>

		<category><![CDATA[Kafir]]></category>

		<category><![CDATA[Namaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.allahdostu.org/?p=1254</guid>
		<description><![CDATA[Biz, insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Eğer onlar, seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak banadır. O zaman size yapmış olduklarınızı haber vereceğim. (Ankebut: 29/8)
Eğer onlar seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Biz, insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Eğer onlar, seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak banadır. O zaman size yapmış olduklarınızı haber vereceğim. (Ankebut: 29/8)</p>
<p>Eğer onlar seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonunda dönüşünüz ancak banadır. O zaman size, yapmış olduklarınızı haber veririm. (Lokman: 31/15)<span id="more-1254"></span></p>
<p>Allah&#8217;a ve ahiret gününe inanan bir toplumun -babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları da olsa- Allah&#8217;a ve Resûlüne düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin. İşte onların kalbine Allah, iman yazmış ve katından bir ruh ile onları desteklemiştir. Onları altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedi kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah&#8217;tan hoşnut olmuşlardır. İşte onlar, Allah&#8217;ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, kurtuluşa erecekler de sadece Allah&#8217;ın tarafında olanlardır. (Mücadele: 58/22)</p>
<p>Ey iman edenler! Eğer benim yolumda savaşmak ve rızamı kazanmak için çıkmışsanız, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanlara sevgi göstererek, gizli muhabbet besleyerek onları dost edinmeyin. Oysa onlar, size gelen gerçeği inkar etmişlerdir. Rabbiniz Allah&#8217;a inandığınızdan dolayı Peygamber&#8217;i de sizi de yurdunuzdan çıkarıyorlar. Ben, sizin saklı tuttuğunuzu da, açığa vurduğunuzu da en iyi bilenim. Sizden kim bunu yaparsa (onları dost edinirse) doğru yoldan sapmış olur. (Mümtahine: 60/1)</p>
<p>Allah, sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve onlara âdil davranmanızı yasaklamaz. Çünkü Allah, adaletli olanları sever. (Mümtahine: 60/8)</p>
<p>Ey iman edenler! Kendilerine Allah&#8217;ın gazap ettiği bir kavmi dost edinmeyin. Zira onlar, kafirlerin kabirlerdekilerden (onların dirilmesinden) ümit kestikleri gibi ahiretten ümit kesmişlerdir. (Mümtahine: 60/13)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.allahdostu.org/2008/08/27/kafir-ana-babayla-munasebetler/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ahmedinejad Mete Çubukçu&#8217;ya konuştu</title>
		<link>http://www.allahdostu.org/2008/08/25/ahmedinejad-mete-cubukcuya-konustu/</link>
		<comments>http://www.allahdostu.org/2008/08/25/ahmedinejad-mete-cubukcuya-konustu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Aug 2008 07:12:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[İslami Haber]]></category>

		<category><![CDATA[Ahmedinejad]]></category>

		<category><![CDATA[mete çubukçu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.allahdostu.org/?p=1252</guid>
		<description><![CDATA[Mete Çubukçu: Abdullah Gül cumhurbaşkanı ve Başbakan Erdoğan&#8217;la görüşeceksiniz. İstanbul&#8217;daki ziyaretinizdeki görüşmelerde öncelikli beklentiniz ne? Hangi dosyalarla Türkiye&#8217;ye gidiyorsunuz çantanızda hangi konular olacak İstanbul&#8217;da?
Ahmedinejad: Selam diyorum size. Hem Türkiye&#8217;nin büyük halkını selamlıyorum ve mümin ve vatansever bir halk. Büyük tarihi olan kültürü olan ve büyük iftiharlarla olan inançlarla ve bölgesel ilişkilerde de çok büyük katkıları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mete Çubukçu: Abdullah Gül cumhurbaşkanı ve Başbakan Erdoğan&#8217;la görüşeceksiniz. İstanbul&#8217;daki ziyaretinizdeki görüşmelerde öncelikli beklentiniz ne? Hangi dosyalarla Türkiye&#8217;ye gidiyorsunuz çantanızda hangi konular olacak İstanbul&#8217;da?</p>
<p>Ahmedinejad: Selam diyorum size. Hem Türkiye&#8217;nin büyük halkını selamlıyorum ve mümin ve vatansever bir halk. Büyük tarihi olan kültürü olan ve büyük iftiharlarla olan inançlarla ve bölgesel ilişkilerde de çok büyük katkıları olan halkına. İran ve Türkiye&#8217;nin ilişkilerini tarihin derinlerinde arayabiliriz ve büyük ilahi bağları vardır. Hem kültürler açısından iki ülke çok yakınlar ve tabiki İran halkıyla Türkiye arasında pek çok benzerlikler var. Ve bugünde iki devlet tabiki her iki halkının desteği doğrultusunda ve ilişkilerin geliştirilmesi doğrultusunda işbirliği yapmaktadırlar ve büyük adımlar atmaktadırlar. Sevinerek söyleyebilirim ki her iki devletin ilişkileri dostane bir ilişkileri vardır. Tabiki inişli çıkışlı ilişkileri vardır ama her zaman iyi ilişkileri ve geliştirmektedir. Ve şu anda ticari hacmini yükseltmektedir ve kültürel ilişkilerini yükseltmektedir ve her iki ülkenin gereksinimleri şu anda iyi noktada bulunmaktadır ve sevinerek söyleyebilirim ki her iki ülke siyasi açıdan hakim olan siyasi ilişkileri geliştirmektedir. Benim sevgili kardeşim Abdullah Gül beyin davetlisi olarak dost kardeş olarak Türkiye&#8217;ye yolculuk yapacağım. Ve doğal olarak bu yolculukta pek çok konular üzerinde görüş alışverişinde bulunacağız. <span id="more-1252"></span>İkili konular ve yapacağımız ilişkiler işbirliği anlaşmalar daha önce yapmış olduğumuz anlaşmalar ve yeni yapacağımız anlaşmalarda ilişkilerin geliştirilmesinde ve ayriyeten bölgesel açısından sorunlar var onlar üzerinde görüş ve fikir alışverişi yapacağız. Tabiki terörle mücadele etmekte ve anlaşma yapmaktan ve bölgesel açısından bir takım işbirliği yapmaktan İran ve Türkiye&#8217;nin işbirliği Irak ve Suriye&#8217;nin ve diğer bölge ülkelerinin işbirliği konularda ve diğer konularda görüş alışverişinde bulunacağız. Uluslararası düzeyde tabiki iki etkili ülke olan genelde biz görüş alışverişinde bulunuyoruz diyalogumuz var istişarelerde bulunuyoruz ve yapacağız. Ve genel olarak bir iş akışı var ki yarın ki programımız da ve sayın cumhurbaşkanıyla ve sayın başbakanla yapacağımız görüşmelerde çok yoğun çalışmalarımız olacaktır.</p>
<p>Sayın cumhurbaşkanlığı Türkiye ile İran arasında önemli konulardan biri de güvenlikle yani terörle mücadeleyle ilgili konular. PKK ve PJAK örgütleri her iki ülke içinde sorunlar yaratıyor. Bu güne kadar Türkiye&#8217;yle bu iki örgüte karşı ortak mücadele adına somut olarak neler yapıldı ve bu ziyaretinizden sonra askeri işbirliği adına bir adım atılacak mı? Yani teröre karşı Türkiye&#8217;yle askeri işbirliği olarak yeni bir açılım sağlanacak mı bu ziyaretle birlikte?</p>
<p>Ahmedinejad: Maalesef bugün dünyanın pek çok noktalarında bazı gruplar var emniyet güvensizliği yaratmaktadırlar. Ve tabiki kendi hedeflerini ilerletmek istiyorlar. Kendi bölgelerimiz de bundan istisna değildir. Ve geçmişlerden bu güne kadar ve bugün gibi çok iyi işbirliğimiz olmuştur iki ülke arasında ve tabiki teröristlerle mücadele konusunda ve pek çok başarılar elde etmiş durumdayız. Ve tabiki İran, Irak ve Türkiye olarak üçlü ilişkilerde bu terörle mücadelede işbirliği yapacağız ve bölgesel açıdan güvenlik açısından ve bunun bir sona ulaştırmak için çaba göstereceğiz.</p>
<p>Bu güne kadar hangi somut adımları attınız bu konuda özellikle Türkiye&#8217;yle birlikte?</p>
<p>Ahmedinejad: Olumlu adımlar attık hem biz hem Türkiye. Çünkü biz ikimiz de bu sorunlarla karşılaşmaktayız. Tabiki güvenlik ve bunlarla mücadele eden yetkililer devamlı olarak birbiriyle irtibatlarda ve görüş alışverişlerinde bulunmaktadırlar.</p>
<p>Bütün dünyanın bildiği gibi bir nükleer program krizi yaşanıyor. Siz barışçıl amaçlarla uranyum zenginleştirdiğinizi söylüyorsunuz başta Amerika ve diğer ülkelerse bunu nükleer silaha dönüşme endişesi taşıyor. Yaşanan bu krizde Türkiye ilk defa İran&#8217;la Amerika&#8217;yı dolaylı yoldan buluşturdu bir tür arabuluculuk gerçekleştirdi. Siz bu krizi Türkiye&#8217;nin rolünü nasıl görüyorsunuz? Türkiye barışçıl çözüm istiyor nükleer silah istemiyor ve bir arabuluculuk girişimi var.</p>
<p>Ahmedinejad: Nükleer konu ve bir de Türkiye&#8217;yle olan ilişkilerimiz olarak iki bölüme ayıralım sorunuzu. Tabiki nükleer konusu önemlidir ve herkes barışçıl olduğunu biliyor. Yani hem hukuki hem yasal yönü yoktur onların söylediklerinin. Tabi yasal ve kesin bizim hakkımız ve hukukumuz olarak biz o doğrultuda çalışmalarımızı ve faaliyetlerimizde hiç bir sapma olmamıştır bizim. Yasal konumumuzdan hiç bir sapma olmamıştır. Biz yasal olarak hakkımızı arayacağız. Ve İran&#8217;ın duruşu sonuç vermiştir ve bugün başkaları bize karşı gelmekte ve halkların buna karşı olanları da şimdi ikna etmiş durumundalar. Ki İran halkına saygı göstermeleri gerekiyor. Bizim görüşmelerimiz devam etmektedir ve tabiki durumumuz nettir. Bazıları İran halkının çok yakın geçmişte pek çok kötü şeylere bir şekilde nükleeri kullanmışlar. Onları sınırlandırmaları gerekiyor. İran hiç bir zaman hiç bir yere saldırmamıştır. Özellikle raporlarda ve nükleer atom enerjisinin raporuna göre sevinerek bizim müzakerelerimiz yapıcı bir yolda hareket etmektedir. Şu anda nükleer konusunda bir sorunumuz yoktur.Ama doğal olarak Türk halkı ve devleti ve kardeşlerimiz İran konularında hassas davranmaktadırlar. Senelerce Türkiye İran&#8217;ın kesin hakkına yani nükleer konusunda yani nükleer enerji kullanmasında vurgu yapmışlardır ki ve tabi yasal olarak söylemişler ve tabi bunun dostane ve ilişkilerimizden kaynaklanmakta belki de halkın. Türkiye arabuluculuk yapsın diye böyle bir şey değil yani. Bunun bir hukuki süreci ama dostlarımızın çabalarını bu İran halkının hukuk sürecini ileriye götürmesi hem İran&#8217;ın hakkı hem Türkiye&#8217;nin halkı ve diğer halkların da hakkı var ki bu nükleer enerjiyi kullanmaları gerekiyor. Türkiye devletinin yapmış olduğu çabalardan tabiki bu gerginlikler azalsın ve diyaloglar yapıcı bir yola doğru gitsin tabiki bu çabalara da biz değer veriyoruz.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin arabuluculuk yaptığı bir başka bölge de İsrail&#8217;le Suriye arasındaki ilişkiler… Türkiye bu konuya bir açılım getiriyor. Siz buna nasıl bakıyorsunuz? Ortadoğu&#8217;da gerçekten bir İsrail Suriye anlaşması yapılabileceğine böyle bir barış sağlanabileceğine inanıyor musunuz? Böyle bir barış olursa siz buna destek verir misiniz?</p>
<p>Ahmedinejad: Şimdi bu konuyu ikiye bölmemiz lazım. Bir konu tabiki biz Siyonist rejimin bağlığına dönüyor. Tabiki bu rejim bizden meşru olmayan bir rejimdir esasen yasal bir rejimdir. Bunun varlığı işgalcilik çerçevesindedir. Bir kaç milyon Filistin halkını evsiz bırakmışlar ve onun karşılığında diğer ülkelerden bir takım insanları getirmişler ve bir takım sloganlarla ve badirelerle onları o ülkelerden getirmişler ve yalancıktan bir ülke yaratmışlar. Bizim buradaki konumumuz bu rejime karşı bellidir. Tabiki orada serbest bir referandum yapılması lazım. Ve Filistinliler tarafından tabiki Müslümanlar Hıristiyanlar ve kendi siyasi akıbetlerini belirlemeleri gerekiyor. Tüm tecavüzlere ve işgalcilerle biz karşıyız. Bu rejim pek çok insanları Gazze şeridinde orada yapmış olduğu emellere karşıyız. Ama ne olursa olsun işgal altındaki bu toprakları serbest bırakırsa tabiki biz diyoruz ki hepsini bıraksın diyoruz. Hangi kısmını bırakırsa o ileriye doğru bir adımdır. Elbette biz düşünmüyoruz yani rejim Golan tepelerini serbest bırakacağını düşünmüyoruz. Çünkü Golan&#8217;ı geri verirse bölgeden çıkması gerekiyor hepten. Filistin halkına izin verilse onlar kendi akıbetini belirlese tabiki ona karşı olumlu bakacağız. En iyi yol tabiki kendileri o işgal altındaki toprakları Filistin halkına versinler ve kendi işlerine baksınlar gitsinler tabiki bu çok iyidir. Biz Suriye ile çok iyi ilişkilerimiz vardır. Sayın Başer Esad Tahran&#8217;a geldiler gerekli açıklamaları bize yaptılar. Biz düşünüyoruz ki görüşlerimizde Suriye ve Türkiye ile ihtilaflarımız yoktur.</p>
<p>Türkiye&#8217;yi ziyaret eden cumhurbaşkanları gelenektir Ankara&#8217;yı ziyaret ederler. Dolayısıyla Anıtkabiri ziyaret ederler. Siz İstanbul2dan başlayacaksınız programınızda Anıtkabir yok. Anıtkabiri ziyaret etmemenizin özel bir nedeni var mı? Çünkü Türkiye&#8217;de kamuoyu bu sorunun yanıtını merakla bekliyor.</p>
<p>Ahmedinejad: Bizim bu ziyaretimiz tabiki bir iş ziyareti İstanbul tayin edilmiş durumda. Tabiki Türkiye yetkilileri bu mevsimde İstanbul&#8217;da bulunmaktadırlar ve tabiki zamanlaması ona göre yapılmıştır. Tabiki bizim içtenlikle Türk halkıyla bizim hem ben şahsen olarak İran halkı Türk halkını çok seviyoruz. ben eminim ki Türk halkı da İran halkını çok seviyor.</p>
<p>Şunu merak ediyorum neden mesela siz Türk halkıyla bir sıcak yakınlıktan bahsediyorsunuz iki ülke arasında bir yarım günde olsa kısa bir ziyarette olsa anıtkabiri ziyaret eden Atatürk&#8217;ün kabrini ziyaret edip saygı duyan saygı gösteren ilk lider olmayasınız. Bu iki ülkeyi çok daha yakınlaştırmaz mı birbirine? Bir de siz yani Mustafa Kemal Atatürk ne anlam ifade ediyor sizin için?</p>
<p>Ahmedinejad: Tabi ki biz daha önce programlanmış yolculuğumuz ve Türkiye çok büyük bir ülke ve büyük bir halkı var. Ve pek çok yerler var ki zaman olsa oraya gitmesi gereken pek çok mekanlar var yolculuk. Fakat bizim yolculuğumuz tam bir iş yolculuğudur iş ziyaretidir ve çok sıkı bir çalışmalarımız var. İstanbul&#8217;da öngörülmüş artık biz size misafir olarak geliyoruz yani.</p>
<p>İş ziyareti olmasaydı Ankara&#8217;ya gelseydiniz Anıtkabiri ziyaret eder miydim diyorsunuz?</p>
<p>Ahmedinejad: Yani bunlar yan konular pek önem taşımayan konulardır bunlar. Unutmayın bu ziyaretin aslı iki halkın hukukunu takibi önemlidir. Biz tüm zamanımızı bunun için harcayacağız.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin tam arabuluculuk değil ama ilişki kuran bir ülke olduğunu söylediniz az önce. Bölgede iki ülkede önemli ülke hem İran hem Türkiye. Bu tür kriz durumlarında özellikle Türkiye&#8217;den bu tür girişimlerin artırılmasını bekliyor musunuz? Bir de yarın ki ziyaret öncesi Türk halkına mesajınız ne?</p>
<p>Ahmedinejad: Ben zannedersem sorunun cevabını vermişimdir. Türkiye ne çaba gösteriyorsa bu gerginlikleri yatıştırmak için ve yapıcı diyalogları ilerletmek için ne yapıyorsa tabiki biz buna olumlu karşılık veriyoruz. İran ve Türkiye&#8217;nin dostluğundan kaynaklandığını düşünüyoruz. Ve pek çok konularda biz istişarede bulunuyoruz, görüşüyoruz. O konulardan birisi de budur.</p>
<p>Peki ziyaret öncesi Türk halkına mesajınızı alabilir miyiz?</p>
<p>Ahmedinejad: Tabi ki benim yolculuğum Türk halkına bir dostluk mesajıdır. Benim Türk halkına çok saygım var. Dünya medeniyetini yaratmakta eşsiz bir rolü vardır Türk halkının. Bugün Türk halkı pek çok konularda ilerlemektedir. Ve kültürler açısından var olan potansiyeller çok değerli bir potansiyeldir ve bölge için insanoğlu için büyük bir potansiyel var. Bi el ele vermemiz gerekiyor ve bunun bir tarihi açısından diğerleri bizim halkımız aleyhinde çalışmakta olan kimseler karşı olan ve halkımın izzetini ve büyüklüğünü yüceliğini tekrar ortaya koyalım tekrar sergileyelim. Türk halkının izzeti büyüklüğü Türk halkının izzeti ve İran halkının ilerlemesi ve izzeti hiç kimsenin zararına değildir. Tabiki herkesin menfaatinedir. Barış ve güvenliğin bölgesidir. Ve tabiki dünya için çünkü İran veya Türkiye kültürü dostluk ve adalet ve Allah severlik ve barış ve kardeşlik kültürüdür ve tabiki bu herkesin menfaatidir.</p>
<p>Biraz daha uzaklaşıp bölgeye bakarsak hemen Filistin İsrail sorunu akla geliyor. Ben şunu merak ediyorum gerçi biraz bahsettiniz demin, sizin tavrınızı da çok iyi biliyoruz. Bir araştırma yaptım gelmeden önce sizin yaptığınız pek çok konuşma İsrail&#8217;le ilgili iki şey öne çıkıyor. İsrail&#8217;i haritadan silmek ve Musevileri denize dökmekten bahsediyorsunuz. Çok sert ve katı bir tutumunuz var. Ben şunu merak ediyorum bölgeye, orta doğuya nasıl barış gelecek. Yani bu katı tutumla mı gelecek yoksa başka açılımlar olacak mı?</p>
<p>Ahmedinejad: Bizim tavırlarımız yalnız Ahmedinejad&#8217;ın tavırları değil. Bu tüm bölge tavırlarıdır. Türk halkına da sorabilirsiniz Türk halkı da aynen benim sözlerimi söyleyecekler Irak halkı da aynen benim sözlerimi söyleyecekler. Irak halkı da Suriye halkı da aynı şekilde. Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün, Lübnan ve Filistin&#8217;de. Çünkü bunlar bir hak sözüdür, biz hak söylüyoruz. Ben açıklamasını yaptım. Siyonist rejimi bir yalan temelinde bu temeli atılmış. Böyle bir rejim bölgemizde yoktu. Bu rejimin halkı da dünyanın diğer noktalarından bu bölgeye getirilmiştir. Ve bu bölgenin gerçek halkı oradan ihraç edilmiş durumda. Ve bu büyük bir zulüm. Yani Avrupa&#8217;da eğer Yahudiler aleyhinde bir şey yapıldıysa bunun bir nedeni yoktur. Müslüman Filistin halkı veya Hıristiyanlar bunun karşılığını versinler. Bölge ülkelerine baskı yapmak için yapılan bir istismardı bu. Bu rejim geldiğinden beri insanları öldürüyor katlediyor. Siz bakın günlük olarak ya bombardıman yapılıyor ya yakılma var veya toplu ölümler var veya ablukaya alıyorlar veya savaş var. Bu rejim tüm komşuları, aleyhine yapmış durumda. Ve devamlı tankla topla helikopterle Filistin halkına saldırıyor kendi evlerinde oturuyorlar onlar. Bunlar o bölgeye ait değiller onlar gitmeleri gerekiyor. Ama bizim çözümümüz insani bir çözümdür. Bizim çözümümüz referandumdur. Biz diyoruz ki bırakın bu Filistin halkı nasıl bir seçenek yapıyorlar. BM&#8217;nin kararları esasında bunu söylüyoruz. Ve tabiki uluslararası yasalara göre biz bunu söylüyoruz. Ve bu insani bir öneri. Eğer referandum olursa otomatik olarak böyle bir rejim ortadan kalkacaktır. Tabiki halka dayalı bir rejim iş başına gelecektir. O zaman bizim söylediğimiz şeyin anlamı belli olacak. Siz gördünüz ki Sovyetler Birliği ortadan kalktı, nasıl ortadan kalktı, çünkü halk istedi bunu. Halkın oylarıyla. Burada da müsaade etmeleri gerekir ki insanların oyları hakim olsun. Ben gerçekten şaşırıyorum bu büyük güçler ki her zaman insan haklarından ve demokrasiden bahsediyorlar. Filistin&#8217;e gelince diktatörlüğe taraf oluyorlar, öldürmeye taraf oluyorlar. Yani Filistin halkı da bir halktır tabi. 60 seneden beri zulüm ve baskı altındalar. Serbest bir referandumla Filistin halkı görüşlerini bildirsinler seçim ne olursa olsun o zaman herkes saygı duyar. Bu herkesin menfaatidir hatta Avrupa halkına bile ve Avrupa devletleri tabiki Amerika devletinin de menfaatidir. Çünkü bu rejim haysiyetiyle hiç bir şey yapmıyor. Ve her gün bu rejimin ömründen geçiyorsa tabiki büyük güçlerin dosyalarını ağırlaştırıyor. Onlar ister istemez bu rejimin cinayetlerini milletlerin hakkını onların hesaplarına yazacaktır tabi. Onlar o zaman hesaplarını bu rejimden ayırt etmek gerekiyor. Özellikle şu anda bu rejimin onlar için hiç bir faydası yoktur. Eski bir araba gibi stop etmiş durumda ve tabiki onun masrafı da kendisinden daha fazladır. O arabaya ne kadar masraf yapıyorsan hep zarar ediyorsun. Herkes için zararlı bu Filistin için Orta Doğu için Avrupa için ve Amerika için. Bu sorunu çözmeleri gerekiyor. Ve tabiki bunun çözüm yolu da insanların serbest bir şekilde görüşlerini alsınlar. Bu zor bir iş değil, yardımcı olabiliriz biz Birleşmiş Milletlere. Ve referandum gerçekleştirsinler herkes sevinir.</p>
<p>Son dönemde özellikle Orta Doğuda İran&#8217;ın bir çıkışından söz ediliyor. Bazı ülkeler bu çıkıştan, belki güçlenmeden tedirgin. Özellikle Lübnan&#8217;ı ele alacak olursak Hizbullah üzerinden etkiniz oldu, Filistin&#8217;de Hamas üzerinde etkiniz olduğu söyleniyor. Bazı ülkeler bu örgütleri terörist olarak kabul ediyor. Tahran sokaklarına baktığımız zaman Seyyid Hasan Nasrallah&#8217;ın posterleri yer alıyor birçok sokakta. Siz bu iki örgüte nasıl bakıyorsunuz ne anlam ifade ediyor size ve gerçekten doğrudan destekliyor musunuz?</p>
<p>Ahmedinejad: Seyyid Hasan Nasrallah, insanların sevdiği bir şahsiyet. Siz de seviyorsunuz, herkes onu seviyor. Özgürlüğü seven herkes seviyor. Siyonist rejime karşı durdu ve topraklarını savundu halkını savundu, bu tüm halkların hakkıdır. Ve her şahsın görevidir bu. Nasıl bir kimse Türkiye&#8217;ye saldırırsa ki özgürlüğü seven her Türk halkı o saldırıya karşı duracaktır. Seyyid Hasan bir kahramandır. İşgalci Siyonist&#8217;in efsanesini yıktı. Elbette biz biliyoruz Siyonistler onu sevmiyorlar ve tabiki onu destekleyenleri sevmiyorlar. Onu istemiyorlar. Ama Lübnan ve tabiki biz tüm bölge ülkelerin toprak bütünlüğüne destek veriyoruz. Lübnan&#8217;daki tüm gruplarla bizim irtibatımız var. Herkesi işbirliğine teşvik ediyoruz. Biliyorsunuz İran aslında Lübnan gruplarıyla anlaşmalarda çok büyük rolü oldu anlaşmaları için. Zannediyoruz onların bölge içlerinde bir kargaşa meydana gelirse onların zararınadır tabi. Yani tabiki İran büyük bir ülkedir, Türkiye de her zaman büyük bir ülke ve ikisi de büyük bir güç. Ama bizim gücümüz barış ve dostluk gücüdür. Bizimki kültürel güçtür, bizim diğerlerine saldırmak için gücümüz yok, dostluk için gücümüz var. Hiç bir zaman başkalarına saldırmak istemiyoruz veya başkalarının topraklarını işgal etmek istemiyoruz. Veya hiç kimsenin hakkını yemek istemiyoruz. Bizim tüm halklara saygımız var. Halkların ilerlemelerini bizim ilerlememiz gibi sayarız. Güvenlik ve ilerlemeleri sevindiriyor bizi. Bizim mesajımız barış ve dostluk mesajıdır. Adalet mesajıdır ve bu herkesin menfaatidir. İran tarih boyunca büyük bir ülkeydi Türkiye&#8217;de aynı şekilde. İran ve Türkiye&#8217;nin büyüklüğü ve güçlülüğü herkesin menfaatinedir. Yani bölgenin barış ve huzuru hakkıdır. Siyonistler bunu istemezler tabi önemli değil.</p>
<p>İran&#8217;ın nükleer programı Amerika&#8217;yla İran arasında sorunlara neden oldu baya gerildi ilişkiler. Son dönemde görüşmelerden bir sonuç çıkmadığını gördük. Daha ilginci o sıralarda İsrail yüz tane savaş uçağıyla bir tatbikat yaptı bir gövde gösterisi olarak göründü. Ardından İran&#8217;da uzun menzilli füzelerin denendiği bir tatbikat yaptınız. Şimdi insan merak ediyor gerginlik artıyor mu bunu hissediyor musunuz? Yani diplomasi bitiyor da birbirinize pazılarınızı mı göstermeye başladınız?</p>
<p>Ahmedinejad: Biz düşünüyoruz ki bu nükleer konusu iyi bir yola ilerlemek üzere. Yine şu anda görüşmeler iyi görüşmelerdi ve devam edecektir. Biz düşünüyoruz iyi bir başlangıç yapılmıştır. Ve şu anda onun takibi yapılıyor. Hiç bir zaman onu yenilgiye uğramış diye düşünmüyoruz hiç kimse de onu yenilmiş diye düşünmemiştir. Tabiki bu müzakerelere yoğun oldu tabiki bizim hakkımız olan 30 seneden beri bu sorunu çözmek istiyorlar bir celsede bu sorun çözülmez. Herkes biliyor bu nükleer konusu bir bahanedir. Yoksa konunun aslı büyük güçlerin bizim halkımızın ilerlemesine karşı geliyorlar, asıl konu odur. Şimdi müzakereler başlamıştır bu iyidir şu anda. Yani şu anda kargaşaya doğru gitmiyoruz. Bu bir konu bir bölümdü yani sizin sorduğunuzun. Ama Siyonist rejimi eğer yaptıysa o kendine aittir. Yani kendini ilgilendiriyor tatbikatı. Ama herkes biliyor ki Siyonist rejimi İran&#8217;la kıyaslaşamaz. Ve onlara zihinlerinde bile sığdıramazlar bunu İran&#8217;la kıyaslayamazlar onu. Herkes biliyor hepsi biliyor onların programlarında bile değil yani. Yani onların temellerinde arzularında olabilir fakat o arzularıyla beraber kendilerini de götürecekler. Onlar çok ufaklar kendileri de ilan etmişler bunu. Elbette siz biliyorsunuz Siyonist rejimi içten parçalanmak durumunda şu anda. Onlar saldırdıkları zaman yaşayabiliyorlar ancak. Ben size bir noktayı anlatayım ilginç olabilir sizin için. Bunlar oluştukları zaman bizin bölgeye slogan atmışlar. Yani İran, Türkiye, Mısır, Fars körfezi Irak hepsini. Sudan yani tüm İslam dünyasını. Bu amacı gerçekleştirebilirlerdi ama onların varlığı bir faydası olabilirdi. Ve büyük güçler onları destekleyeceklerdi. Ama şu anda bu rejim ne durumdadır. Yani hayatını devam ettirmek için kendi etrafında duvar örüyor. Yani bu mahvolmak demek ortadan kalkmak demek. Varlığı artık yok. Bunların varlığı korkutmak saldırmak işgalcilik yapmak ve tıpkı istismarı ortaya koymaktır. Yani şu anda bunu yapamazlar onlar kendilerine bakmaları lazım. Onların varlığı yok çünkü. Ne kadar erken giderlerse onların menfaatinedir. Ne kadar kalırlarsa onların destekleyicilerinin zararınadır. Batı ülkeleri de bu kadar onları desteklemesinler, bu rejimin ömrü sonuna gelmiştir. Bazıları zavallı getirmişler oraya avare etmişler Filistin evlerini almışlar onlara vermişler ve onlar da şu anda bu rejime esir düşmüşler. Kapıları açın onlara, herkes oradan kaçar gider. Yani onlar kapıları kapatmışlar.</p>
<p>Amerika&#8217;nın desteğini nasıl görüyorsunuz, işin içine Amerika giriyor İsrail olunca. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?</p>
<p>Ahmedinejad: Amerika ona destek veriyor bundan sonra da verecektir. Amerika çok şey yapıyor, bu yaptığı şeyler pek dürüst değil yani. Ve genelde yaptığı işlerden bir sonuç almamıştır. Biz tavsiye ediyoruz ki bunu yapmasınlar. Amerika halkının zararınadır. Böyle büyük Amerika halkının şahsiyetini karakterini bir cinayetkar bir rejim için harcamamaları lazım. Biz tavsiye ediyoruz ki desteklemesinler onları, bu herkesin menfaatinedir. Amerika Avrupa ve tabiki Ortadoğu ve tabiki bu dostluk zeminleri oluşturulacaktır.</p>
<p>Amerika&#8217;da seçimler geliyor yeni başkan seçilecek. Yeni başkanla Amerika&#8217;nın tavrı değişir mi, siz Obama&#8217;yı mı yoksa Mc Cain&#8217;i mi tercih edersiniz fikriniz nedir?</p>
<p>Ahmedinejad: Benim için fark etmez Amerika hakkıdır ki seçsin yani seçim onların. Keşke Amerika&#8217;da seçimler serbest olsa çeşitli insanlar oraya dolacaktır ve Amerika halkının iki partiden başka seçenekleri de olabilirdi. Ama önemli olan bu şimdi iş başına gelecek olanın nasıl bir tavır göstereceği. Onun yöntemi önemli, yöntemine bakmamız lazım. Ben düşünüyorum ki kim iş başına gelirse gelsin tabiki Amerika&#8217;nın yöntemini değiştirmesi lazım. Mevcut olan durum Amerika için gerçekten devamı çok zor. Bu yöntemi devam ederse Amerika&#8217;nın ekonomisi tabiki yıkılacaktır. Ve Amerika&#8217;nın politikası kargaşa olacaktır. Tabiki bu kesinlikle olacaktır. Ben düşünüyorum ki Amerika akıllı insanları bu meseleyi çok iyi anlıyorlar. Ve Amerikan kararlaştırıcıları doğru kararlar almışlardır. Amerika devleti başka diğer ülkelerin içişlerine karışmadan önce kendi halkını düşünmesi lazım. Kendi halkının sorunlarını çözmesi lazım. On milyonlarca insan Amerika ekonomik sorunlarla karşılaşmış durumda. Amerika&#8217;nın ekonomisi şu anda yıkılmak durumunda. Hangi devlet gelirse gelsin orta doğu Çin veya Asya veya Afrika&#8217;yı bırakıp Amerika illerine baksın. Eğer Amerika halkına gerçekten acıyorsa, Amerika halkı için gerçekten çalışmak istiyorsa Amerika&#8217;nın akıllı insanları bu sonuca varmışlardır. O zaman fark etmez kim gelirse gelsin. Önemli olan ne yapacağıdır.</p>
<p>Kabul ettiğiniz ve sorularımıza yanıt verdiğiniz için teşekkür etmek istiyorum. Belki programı kapamadan önce bir kaç noktanın altını çizmekte yarar var. Yarınki ziyaret öncesi ilişkilerin iyi gittiğini belirtti sayın Ahmedinejad. Türkiye ile terör konusunda işbirliğinin devam edeceğinin altını çizdi. Nükleer çalışmalar konusunda barışçıl olduğunu, dostane bir girişim olduğunu, Türkiye&#8217;nin en azından diyalog kapılarını açma yolunda önemli adımlar attığını ve bunu devam ettirmesi gerektiğini belirtti. Özellikle Anıtkabirle ilgili sorduğumuz sorulara çok fazla ısrar edilmemesini program gereği İstanbul&#8217;dan başlanacağı, önemli olan programın içeriği olduğunu belirtti. Suriye İsrail ilişkileriyle ilgili İsrail&#8217;in yıkılmaya yakın bir rejim olduğu, işgali bırakması ve ancak bu şekilde barışın gelebileceğinden söz etti. Lübnan&#8217;da Hizbullah&#8217;ın haklı bir mücadele verdiğinin altını çizdi. Nasrallah&#8217;ı herkesin Türkiye&#8217;de İran&#8217;da Suriye&#8217;de bir çok insanın sevdiğini desteklediğini belirtti. Ve nükleer çalışma konusunun barışçıl olduğunu İran&#8217;ın önünü kesmek isteyen güçlerin bir bahanesi olduğunu dile getirdi. Cenevre anlaşmalarının da olumlu bir yönde olduğunun altını çizdiğini de söyleyebiliriz. Amerikan seçimleriyle ilgili de önemli olan kimin seçileceği değil nasıl yöneteceği olduğunu söyledi. Ben kendi adıma ve NTV adına sayın başkana teşekkür etmek istiyorum.</p>
<p>Ahmedinejad: Ben bir şey söylemek istiyorum. Sözlerinize bir bütünleyici olarak söylemek istiyorum. Siyonist rejim konusunda bizim çözümümüz tabi insani bir çözümdür. Ve tabiki halkın görüşüdür bu. Şimdi dikkat etmeniz gerekiyor şimdi siz buyurun.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.allahdostu.org/2008/08/25/ahmedinejad-mete-cubukcuya-konustu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
