Unuturuz gideriz bugünleri, tarihe not düşmek lazım, bu yüzden birkaç satır karalamak istiyorum. Aslında hiç yazmak niyetinde değildim, ancak, bu akşam bir orta yaşlı ve yarım baş eşarp bağlayan pek hanımca bir kadın bulvarda önümü kesti ve kulağıma birşey söylemek istediğini söyledi. Sağa sola telaşla bakındı ve şimdi beni öldürmezler değil mi deyip hızla uzaklaştı.

Birkaç saat önce de benzer bir ÅŸey yaÅŸadım, bir yaÅŸlı adam yanıma yaklaÅŸtı ve oÄŸlum seni seviyoruz, elini sıkıp öpmek istiyorum, derken, birden gelip geçenlere yani bir gören var mı gibisinden etrafa bakındı ve korkusunu açıklama ihtiyacıyla “ne yapalım oÄŸlum herkesten şüpheleniyorsun, ÅŸimdi birisi seninle görüştüğümü sanırsa…” dedi. Neler oluyor?
Hem beni sevdiklerini dillendirmek istiyorlar, ki, bu topraklarda sanmıyorum,halkın benim kadar sevdiği kucakladığı bir yazar olsun, ama, işte bu tuhaf sahneler.
Bir üniversiteye konuÅŸma yapmaya gidiyorum ve hocaların kalabalık olarak sohbet ettiÄŸi bir odaya giriyorum, ellerinde kağıt kalem, bir takım isimler yazıyorlar, kimler alınır diye bir nevi toto oynuyorlar ve beni görünce ÅŸaşırdılar. ÅžaÅŸkınlıkları geçer geçmez beni de listeye yazdıklarını ve bana da kimlerin alınacağını sordular ve ellerindeki listeye bir (itirazım) eleÅŸtirim var mı yok mu, yani bu isimleri siz de düşünüyor musunuz, dediler. Tesadüfe bakın ki iki gün önce de açılan bir mahkeme için adliye koridorunda tebliÄŸ edilen mahkemenin kalem odasını ararken biraraya birikmiÅŸ avukatları kendi aralarında sohbet ederken gördüm ve beni görünce yanlarına çektiler, onlar da ÅŸu anda toto oynuyorlar ve aralarında kimlerin alınacağı bahsine girmiÅŸler ve benim ismim de ve birçok emekli paÅŸanın ismini de söylediler ve ön bir tanışmadan sonra benden kimlerin alınabileceÄŸi üzerine bahis isimleri istediler. İşte böyle. İlhan Selçuk”un alındığı günün akÅŸamı uçakta, havalimanında ve hatta SKY Televizyonunun kapısına kadar gelip benim de alınacağımı ve endiÅŸe duyduÄŸunu söyleyen bir çok insanla karşılaÅŸtım.

Ancak en şaşırtıcı olanı şuydu, dört-beş gün kadar önce bir kitap almak için yağmurlu bir günde şemsiye alıp sabah 10 sıralarında hızla Dost kitapevine gittim, tesadüfe bakın ki elli yaşlarında pek temiz giyinmiş ve pek güzel yüzlü ve yine yarım eşarp başlayan bir teyze beni gördü, hemen boynuma sarıldı. Meğer evden çıkıp kitapçı kitapçı dolaşıyor beni soruyormuş. Şu çocuğu bir göreyim onun başına birşey gelmesin, ona dua edeyim, tembih edeyim, diye.. Seni Allah karşıma çıkardı, hiç bir yazar böyle bulunur mu, işte iki kitapçıya girdim, ikincisinde hemen karşıma çıktın. Tesadüf işte. Dualar okudu, ne olur kendine dikkat et diye tatlı ikazlarda bulundu ve daha önce faili meçhule kurban gitmiş yazarlardan yüzünde tatsız acılı bir ifadeyle uzun uzun sözetti.. Kalbin temizmiş teyze, işte gördün buldun beni, dedim, sarıldık ve ayrıldık.

Ve iki gün önce proÄŸramdan dönüp her akÅŸam gittiÄŸim spor adamları derneÄŸinde arkadaÅŸlarım yanına döndüm ve aralarından ayrılmam 24 saati doldurmamıştı. Aralarında iddiaya girmiÅŸler ve Nihat vurulacak Nihat tutuklanacak diye sıkı bir bahse girmiÅŸler, ben kapıdan girince yüzleri güldü ve nerdeyse geliÅŸimi alkışla karşılayacaklardı ve boynuma sarıldı, bugünü de atlattık, bugün de birÅŸey olmadı, ve, gördün mü oÄŸlum, Nihat gelecek dedim, geldi, naber dedi diÄŸerine. Masaya oturduk lafladık, ki, burası eski futbolcu ve antrenörlerin geldiÄŸi bir mekan, kulüp diyelim, birden acı bir haber aldık, bizim kulübün müdavimlerinden ve herkesin can dostu antrenör Sedat Bafra”da vuruldu haberi, arkadaÅŸlar yıkıldı, nasıl oldu niye oldu derken. O acılı dakikalarda espri olsun diye deÄŸil, ama araya girip gördünüz mü kimin nasıl gideceÄŸi belli deÄŸil, siz, siyasi konuÅŸma yapanların zorda tetiÄŸin aÄŸzında olduÄŸunu söylüyorsunuz, gördünüz futbolcular, topcular gidiyor.. TaÅŸra kasabalarında binbir cins bilmediÄŸin insanların içinde ve ailenden uzakta sporculak antrenörlük yapmak ve binbir belaya maruz kalmak, sanırım bu acı cinayet sonrası hepimizi düşündürür.

Sonra, Ankara AKM”de Leman standında imza gününe katıldım, mecburdum, çünkü yıllardır kitaplarım Leman”dan çıktığı halde bir imza günü kabul etmiyor imzaya çıkmıyordum, arkadaÅŸların teklifini kabul ettim ve imzaya baÅŸladım. İmza saat 14.30″da baÅŸladı ve saat 18.11″i gösterdiÄŸinde pilim bitiverdi ve Leman dağıtımdan Cüneyt”e “bu kuyruk bitmeyecek, sen vitrindeki kitapları gizlice depoya kaçır, ki, kuyruktakiler kitap kalmadığını görüp dağılsın..”. Bir fuar rekoru, sanırım ikiyüzelli üçyüz kitap, tabii ki bir yazar olarak gurur duyuyorsun.

Ertesi günü Konya Selçuk Üniversitesi”nin büyük salonunda gençlere konuÅŸtum, ki, salon 1500 kiÅŸilik, aÄŸzına kadar tıka basa doluydu, her zamanki gibi seri konuÅŸmam ikinci saatine yaklaÅŸmıştı ki, yine yorulduÄŸumu hissettim, sanırım, tepedeki sahne ışıkları gözüme gözüme geliyor beni arkaya doÄŸru itiyordu.. İkinci saat dolmadan gençlerden izin isteyip konuÅŸmamı son verdim. Kitap imzalamayacağımı söylediysem de onlarca kitabı çalakalem imza attım ve sahnede konuÅŸmamın sonunda fotoÄŸraf çektirmeye ancak onbeÅŸ dakika ayıracağımı söylememe raÄŸmen gençlerin fotoÄŸraf çekimi bir saate yaklaşıyordu, ki, beni hemen terminale kaçırmalarını söyledim ve bu arada birçok daveti ekmek ıskalamak sallamak zorunda kaldığım için özür üstüne özür diledim.

Eskien biz yazarların konuÅŸmalarını dinlemeye emniyetten bir görevli gizlice gelirdi, ÅŸimdi bir araba dolsu emniyetcinin konuÅŸmamıza özel ilgi göstermesi beni de memnun etti, çünkü, konuÅŸmamda Selçuklu”yu Osmanlı”yı Mevlana”yı uzun uzun ve doya doya anlattım, bilmem bu çocuÄŸun memleket derken neyi kastettiÄŸini de not ettiler mi?

Konya yolunu artık ezberledim. Konya Denizi diye bu yollarda gide gele düşünüp yazdığım güzel bir yazım vardır. Ancak bu sefer baÅŸka birÅŸey öğrendim, Ankara meÅŸhur Kırkikindiler yaÄŸmurlarını almaya baÅŸlayınca hepimizde bir sevinç sormayın. Dolu dolu ve gümbürdeyerek ve fırtınalar eÅŸliÄŸinde Orta Anadolu”nun en büyük festivali Kırkikindiler baÅŸlamıştı.. Sevincim uzun sürmedi, çünkü, bu yaÄŸmurların sınırı Konya Kulu”ya kadar, Kulu”yu geçip Cihanbeyli”ye gelince, havada bir toz fırtınası bir gürültü var ama zırnık yaÄŸmur yok. Otobüs yolculuÄŸum boyunca dualar ettim, bu yaÄŸmurlar Konya”ya kadar uzansın ve hatta Tuz Gölü üstüne yaÄŸsın, yaÄŸsın yarabbim ne olur yaÄŸsın.. Kırkikindiler bu toprağın herÅŸeyidir, geçen sene yaÄŸdı yaÄŸmadı ve yazın halimizi gördünüz. Bu sene kış boyunca Kırkikindileri bekledik ve ilk parti fırtınanın geldiÄŸinin hemen ertesi günü erik aÄŸaçları beyaz çiçekli binlerce aÄŸaç ve çimenler hemen o ilk yaÄŸmuru alır almaz topraktan fışkırıvermeye baÅŸladı, bu iÅŸte benim toprağım, bu.. Haziran”ın sonuna kadar sürsün Kırkikindiler, Konya Ovası”nda artık yüzlerce metre derine inen su kuyuları dolsun ve topraÄŸa on metre sondaj yapanlar suyu hemen buluversinler, yoksa bu koca ovanın hali ne olur.. İşte onlarca göl kurudu gidiyor.. YetiÅŸ yarabbi, yetiÅŸ Kırkikindiler.

Yolda otobüs penceresinde düşündüm, telefonlarımız dinleniyor ve birÅŸey yapamıyoruz, birileri güvenlik için dinliyoruz diyorlar, iÅŸte çete baÄŸlantısı bir şüphe dinliyorlar, artık kaç kiÅŸiyi ne çok dinliyorlar bilemiyoruz, ama telefonlarımız dinleniyor. İşin özgürlük tarafında hiç deÄŸilim artık. Bir insan hakkı sorunu olarak tartışmanın da anlamı kalmadı. Otobüste aklıma geldi, bu telefon dinlenmesine baÅŸka türlü karşı çıkmalıyım, mesela, beni dinleyenler benim mesleÄŸimle ilgili bir yığın bilgi ediniyorlar, yani meslek sırlarımı öğreniyorlar, neyi nasıl yaptığımın bilgisine sahip oluyorlar, bu bilgi hırsızlığı, ya da ne bileyim, serbest rekabet yasasından ya da ticari hırsızlıktan dava açmalıyım, dedim. Tüm dünyada “güvenlik” endiÅŸesi sade bir insan hakkı olan özel hayatımı zaptü rapt altına aldığına ve artık güvenlik gerekçesiyle sesimizi gıkımızı çıkartamayacağımıza göre, ben olayı baÅŸka yöne çevirmeliyim. KardeÅŸim ben ünlü bir yazarım ve sıkı konuÅŸmalar yapıyorum, bunların bilgisi bana özeldir, neyi nasıl yaptığım, bilgilerimi nasıl oluÅŸturduÄŸum, fikirlerim düşüncelerim konuÅŸmamın dramatik yapısındaki sırlar ve ancak bir yazarın üslubunu belirleyen o özel büyülü iç konuÅŸmalar, hepsi bu telefon konuÅŸmalarında. Bu bilgileri güvenlik gerekçesiyle alıp ticari olarak kullanmayacaklarını ya da okullarda üniversitelerde Abantlar”da hocalarından öğrenmeleri asla mümkün olmayan bu bilgileri benim telefonlarımdan bedavaya ellerine geçiyor, oysa, onlar Abant”ta konuÅŸturdukları yazarlara hazirün dediÄŸimiz yani orada olanlara bulunma bedeli ödüyorlar..

Bundan iki ay önce gecenin ikisi tam kapımın önünde birileri bir ÅŸarjör mermi boÅŸalttı. ArkadaÅŸlarım korkmasın diye kimseye haber vermedim. Ben 12 Eylüller yaÅŸadım, bu ihtarları, bu gizli tehditleri bilirim. Hadi bir tane mermi at, ÅŸehrin tam ortasında Kızılay”da oturuyorum, hadi hırsız kovalıyorsun iki tane at, tam kapının aÄŸzı ve tam bir ÅŸarjör mermi.. Kime ne anlatacağız, nasıl günler yaşıyoruz, hiç kimseye detaylarını isimlerini veremem, çok yakınımızda bizim gibi yazar çizer bir arkadaşımızın ailesine çocuklarına dönük bir saldırı ve peÅŸinden bir saldırı daha, arkadaşımız kapağı baÅŸka ülkeye atıyor, çünkü, eleÅŸtirel ÅŸeyler yazıyor çiziyordu, birilerinin bir ihtarı bu, yoksa elli yıldır yaşıyoruz iÅŸte..

Yine bir başka meşhur bir arkadaşımın yine eleştirel konuşmalarının arifesinde arabasının kabloları kesiliyor, polis çağırıyor, ihtarmış, yani, yapma, kötü olur diye yapılıyormuş böyle şeyler. Neresini nasıl ıspatlayalım, yapanlar zaten profesyonelce yapıyor, iddia etsen, sana paranoyak diyecekler ama bu paronayalar gözlerimizin arabamızın kapımızın önünde artık sıkca olmaya başladı. Çevrildik, kuşatıldık..

Ben 12 Eylüller yaÅŸadım ve onlarca arkadaşım vuruldu, birçoÄŸu yanımda öldü ve ilk gençlik yıllarım Karşıyaka Mezarlığı”nda geçti. Ölüm mölüm gibi meseleleri yıllarca okuyarak düşünerek kendimizle dünyamızla Allahımızla hesaplaÅŸarak içimizde çoktan hallediverdik. Tırsmak, sinmek, susmak bize göre deÄŸil. Tabii ki korkmak baÅŸka birÅŸey.. İnsansın korkarsın, ama, geri adam atmak mümkün deÄŸil. Bu cümleleri bir meydan okuma bir nara atmak için söylemiyorum, ben böyle günler yaÅŸayacağımı çok önceden tahmin ettiÄŸim için yazabileceÄŸim kitapların yarısını yazdım, hiç deÄŸilse derdimi edebiyatımı hikayelerimi bir nebze baÅŸkalarına ulaÅŸtırdım, ömrüm olursa diÄŸer ikinci yanını yazar tamamlarız ve tamamlamayı çokta isterim. Allah bu kadar izin vermiÅŸse, ne yapalım bu kadar. Özal”ı hiç sevmem, ama, suikast düzenlendiÄŸi an mikrofona çıkıp, Allah”ın verdiÄŸi canı ancak Allah demesi beni aÄŸlatmıştı ve Özal”ın bu Allah”a baÄŸlılığından etkilenmiÅŸtim.

Mısır”ın genç kralı Faruk”un pis bir esprisi vardır, İtalya”da karı kız peÅŸinde playboyluk yapıp Mısır hazinesi servetini kumarhanelerde yerken, kumar masasında eline üç tane papaz geldiÄŸinde, ki, bu papazlar aynı zamanda kraldır, rest çekerken, kare papaz dermiÅŸ, yani kare kral.. Elini açıp üç tane kral çıktığında rakip oyuncular dört kral dedin, elinde üç kral var, Kral Faruk pis pis sırıtarak, dördüncü kral benim, dermiÅŸ.

Artık biliyoruz bu ülkede bizim görmediÄŸimiz bir siyasi iktidar yani gizli bir kral var, emniyette orduda ya da derinde baÅŸka yerlerde.. Ve bunu artık herkes normal karşılıyor. Tehditler, ithamlar, iftiralar, belgesiz kayıtsız delilsiz saldırılar, hepsi burdan geliyor. Bu görünmez dehÅŸet çalan kralla nasıl baÅŸedeceÄŸiz. Bunu bilmiyorum, çünkü, hukuku, amirleri, ÅŸefleri, telefonları, etrafımızı, gazeteleri, yaygaraları, çok çok ÅŸeyi kuÅŸattılar ve artık bağırsanız da sesiniz çıkmayacak. Bir gırtlaklanma hali. BoÄŸuluyoruz. BoÄŸuyorlar. Ama bir ÅŸansımız var, çünkü bu kralın Gestapo askerleri medyada TV”de boy gösteriyor ve tanıyoruz onları. Bu gizli kralın dilini kullanıyor. Bu gizli istihbaratın ÅŸefleri gibi yazılar yazıyorlar. Bu derin senaryonun adamı gibi ne çok ÅŸey biliyor söylüyorlar. Sokaktaki sıradan insana kadar çevrilmiÅŸ kuÅŸatılmış bir Nazi İmparatorluÄŸu. Artık bu tehditleri kimseler duymasın bir gören var mı diye saÄŸa sola bakınıp kulaktan kulaÄŸa yapıyoruz. Artık kulaktan kulaÄŸa gizlice haberleÅŸip hemen ayrılıyoruz. Ses çıkmasın, kimse görmesin, duymasın, deyip birkaç laf edip hemen uzaklaşıyoruz.. Kulağına fısıldadığımız arkadaÅŸların yüz ifadelerine bakıyoruz acıyla, içimizde şüpheler oluÅŸuyor, acaba, dediklerimi anladın mı, acaba bu aslında kimin adamı.. Laf taşıyan laf götüren, yalan yanlış senaryolar yazan, bilmem ne kitaplarında adlarınız N.G. gibi hani yüzleri bantlı cinayet zanlısı ama çocuk olduÄŸu için kapatılmış gibi ama bir ispiyon bir şüphe oluÅŸturmak için böyle verilmiÅŸ ne çok tezvirat, manipülasyon..

Oysa ben çocukluÄŸumdan beri hiçbir örgüte üye olmadım, bu üye olmamak iÅŸini abarttım ve eski korkularımdan dolayı sadece illegal deÄŸil legal örgütlere dahi üyeliÄŸim yoktur. Hatta eski tecrübelerimizden dolayı halka kapalı hiçbir toplantıya katılmadım ve hatta kapısı kapalı sıradan dernek toplantılarına dahi.. GeniÅŸ kitlelerin halkın baÅŸkalarının duymadığı konuÅŸmaları hiçbir yerde yapmamaya çalıştım ve sadece bağımsız tek başına bir yazar olarak yola çıktım. Mesela hiçbir paralı ortaklık kredi faiz iliÅŸkisine girmedim, hatta, hiçbir ÅŸirketin derneÄŸin bakkalın dükkanın yönetimine girmedim. Hatta dostlarımın sıradan arkadaÅŸvari toplantılarında dahi gizlilik içinde hiçbirÅŸeye müsaade etmedim, hatta, ailemden birilerinin kurduÄŸu normal bir ÅŸirkete dahi adımı yazdırmadım. Çünkü, birgün gelecek, gençler, bu halk, olur ya, bizim aÄŸzımızın içine bakar, bizim ne dediklerimiz kıymetli olur ve halk bizi benimser, iÅŸte o zaman, en küçük bir kırışıklığımız olmasın, bizi sevenleri utandırmayalım, mahcup etmeyelim, fazlasıyla biraz abartılı bir uyanıklıkla dikkatli olalım, bırakın, bu fazla dikkatimize birileri paranoya desin, desin, boÅŸ ver. Üstelik hayatım boyunca devletten maaÅŸ almamaya kendi karnımı kendim kazanmaya ve hatta yüksek para teklif eden birçok gazeteyi kurum tekliflerini geri çevirdim. Hayatım boyunca çalıştığım yerlerden para isteyemedim, çok sıkıştım, konuÅŸmakta zorundayım, geçim derdi, nasıl terledim, nasıl zorlandım, anlatamam. Hem Leman”daki arkadaÅŸlarım bilir bu huylarımı hem de ÅŸimdi SKY”dakiler. Çok okudum, darbeleri, Amerika”yı, istihbarat savaÅŸlarını, ne varsa okumaya çalıştım. Bu büyük karambolden bu büyük gözaltılardan bu büyük kuÅŸatmadan ve bu büyük devasa karışıklıklardan ancak şöyle sıyrılabileceÄŸime inandım, herÅŸeyin ortada olacak, herÅŸey açık ve net olacak, herÅŸey basit ve görünür olacak. Böyle bir hayatım olsun istedim, herÅŸey ortada.

19 yaşımdan beri dergiler gazeteler içindeyim ve 19 yaşımdan beri olup bitenleri izliyorum, iÅŸte bu kırk yılın deÄŸirmeni bizi böyle eÄŸitti böyle deÄŸirmeninde öğüttü.. Ama gestapoların elinde gazeteler TV”ler var ve binbir yalan söylüyorlar, suçluyorlar, uyduruyorlar, bin türlü iftira atıyorlar.. Benim yazılarım ortada konuÅŸmalarım ortada, ancak, onların bu yazılara ve bu konuÅŸmalara baktıkları yok. Onlar kafasında bana bir gömlek biçmiÅŸ, kendilerince beni bir yere yerleÅŸtiriyorlar ve durmaksızın iftira atıyorlar. UÄŸraşılacak gibi deÄŸil. Ben bütün fikirlerimi ÅŸu cümlelerle yeniden özetleyeyim, ben bağımsız cumhuriyetimize ve müslüman geleneklerimize baÄŸlı ve bu deÄŸerlerin yanyana yaÅŸayabileceÄŸine gönülden inanmış bir kardeÅŸinizim. Amerika”nın Irak iÅŸgaline alet olan onlarca müslüman dergi yazar ve gazetenin yüzlerine tükürdüm küfrettim.

Ben KazdaÄŸları”nı, KöroÄŸlu DaÄŸları”nı Kastamonu ormanlarını, Toros daÄŸlarını ve Karadeniz sahilini kelleÅŸtiren bu buldozerlerle bilmem ne ruhsatlarıyla birilerine peÅŸkeÅŸ çekenlere karşı küfrettim, ve ömrümce ölünceye kadar bu insanlara yazarlara partilere küfürlerim bitmeyecek. Ben KüreselleÅŸmeden yana deÄŸilim, etik küreselleÅŸmeden yanayım, ben özelleÅŸtirmeden yana deÄŸilim, ahlaki özelliÅŸtirmeden yanayım, ben özgürlük diye, Ermeni tezleri, Yunan tezleri, Barzani tezlerini özgürlük adına bu halka kakalamıyorum, ben ekmekten hepimizin bağımsızlığından ülkemin bağımsızlığından ve halkımın özgürlüğünden yanayım.. KüreselleÅŸme deyip bu ülkeyi sömürgeleÅŸtirenlerin yalanlarına inanmadım, özelleÅŸtirme deyip bu ülkenin neyi var yoksa kerhaneleÅŸtirenlerin yanında olmadım, tam aksine yüzlerine tükürdüm ve tükürmeye devam edeceÄŸim. Ben bu topraklarda ve dünyada ırkı mezhebi bir ayrımı bir tanımı hayatım boyunca yapmadım ve yapanların yüzlerine tükürdüm.. Kendime içime doÄŸru bir duam vardır, Allah bana güç versin, Allah beni utandırmasın..

Ömrüm oldukça ben yaÅŸadıkça bugün hukuki sakıncaları yüzünden söyleyemediÄŸim çok ÅŸeyi bağıra çağıra yeri göğü yırtarak ve edebiyatın büyülü gücünü tekrar tuÅŸlarıma enjekte ederek savaÅŸacağım. Herkes beni bir ÅŸekilde tehdit ediyor, itham ediyor, suçluyor, uyduruyor, iftiralar atıyor, ve bizler dikkatli konuÅŸmaktan artık konuÅŸamıyoruz. Ama benim de onlara bir söyleyeceÄŸim var, bizim yaylada bir Rasim aÄŸbi vardı, yaÅŸlı bir adam ve yoksul. Köylü Rasim aÄŸbiye iyilik olsun diye birkaç tavuk veriyormuÅŸ, ama birileri bu tavukları Rasim aÄŸbinin tarlasından çalıyor. Köylü yeniden veriyor, ama tavuklar yine çalınıyormuÅŸ. Rasim aÄŸa ÅŸaşırıyor, hem köylü veriyor bu tavukları iyilik olsun diye ama yine köylünün içinden birileri bu tavukları çalıyor.. Çalanın kim olduÄŸunu da bilmiyor. Rasim aÄŸayla aynı ruh haleti içindeyiz bugünlerde.. Ancak Rasim aÄŸa dayanamamış ve bir gün köylüyü karşısına toplayıp, “bu tavukları birileri bir daha çalarsa, kimse gelip bana götüm küçük demesin..” Bunu diyorum, bu kadar töhmet bu kadar iftira bu kadar yalan, eÄŸer altından birÅŸey çıkmazsa, kimse götüm küçük demesin.. İşte kalemimin ve dilimin ince marifetlerini herkes asıl o zaman izlesin.

Nihat GENÇ