Kutsal DireniÅŸin Manevi Lideri: Åžeyh Ahmed Yasin
Filistin’de iÅŸgale karşı iki ayrı intifadanın öncülüğünü yapan, vücudunun felçli olmasına raÄŸmen Allah yolunda mücadeleden, direniÅŸten geri kalmayan büyük insan, büyük lider, HAMAS’ın manevi lideri Åžeyh Ahmed Yasin siyonistlerin düzenledikleri bir suikast neticesi 22 Mart 2004 tarihinde hayatını kaybetti. Åžeyh Yasin, evinin yakınındaki camide sabah namazını kılmasının ardından iÅŸgalci Siyonistlerin helikopterleri tarafından fırlatılan füzelere hedef olarak ÅŸehit oldui. Saldırıda ikisi Ahmed Yasin’in yardımcısı olmak üzere dört kiÅŸi daha hayatını kaybetti.

Åžeyh Yasin’in Hayatının Özü: İbadet, Hicret, Cihad ve Åžehadet
Åžeyh Ahmed Yasin’in hayatını dört kelimeyle özetlemek mümkündür: İbadet, hicret, cihad ve ÅŸehadet. Bu dört kelime aynı zamanda nebevi çizgiyi, peygamberlerin bize gösterdiÄŸi kutsal yolu özetlemektedir. O, insanın bu dünyaya Allah’a kulluk görevini yerine getirmek üzere gönderildiÄŸine bütün kalbiyle inanmış ve iÅŸte bu inancın kazandırdığı teslimiyet duygusuyla Allah’a teslim olmuÅŸ, ona kulluk görevini özenle yerine getirmek için çalışan biriydi. Allah’a olan bu teslimiyeti onu, dünyevi hesaplarla zalimlere teslim olmaktan alıkoydu. Dolayısıyla kulluk teslimiyetiyle, bu vasfın kendisine kazandırdığı kula kul olmama onurunu bir araya getirmeyi baÅŸardı. Böylece hak bildiÄŸi yoldan asla sapmadı, zalimler karşısında zerre kadar taviz vermedi. Tertemiz vatanı iÅŸgalci Siyonistler tarafından iÅŸgal edilince 11 yaşında ailesiyle birlikte hicret etmek suretiyle birçok peygamberin hayatına girmiÅŸ olan hicret olayını yaÅŸadı. İçinde bulunduÄŸu ÅŸartların kendisine diÄŸer kulluk görevlerine ek olarak cihad yükümlülüğünü de yüklediÄŸini bildi ve bedensel özürlü olmasını bu konuda mazeret olarak gösterme yoluna gitmeksizin, bir kaçamak yolu aramaksızın cihad ve direniÅŸ hususunda baÅŸkalarına örnek olmak için hep gayret sarf etti. Sonunda Allah’a kulluk bilinci içinde cihad ve direniÅŸe adadığı 67 yıllık ömrünü, bir seher vaktinde, cemaatle kıldığı sabah namazının ardından kucakladığı ÅŸehadetle tamamladı.
Onun hayatını biraz daha ayrıntılı okuduğumuz zaman yukarıdaki dört kelimenin gerçekten bu hayatı özetlediğini daha açık bir şekilde görürüz.

Åžeyh Yasin’in Hayatı

Ahmed Yasin 1937 yılında Filistin’in Askalan ÅŸehrinin el-Cevra köyünde dünyaya geldi. Üç yaşında iken babası vefat etti. Bundan sonra annesinin ve kardeÅŸlerinin himayesinde büyüdü. 1948 yılında yahudilerin Filistin’in büyük bir bölümünü iÅŸgal etmelerinin yol açtığı felaket üzerine ailesi Gazze ÅŸehrine göç etti.

Ahmed Yasin, 1952 yılında Gazze ÅŸehrindeki İmam Åžafii Okulu’nda ilköğrenimini tamamladı. Sonra er-Rihal Ortaokulu’nda ortaöğrenimini tamamladı. Lise öğrenimini de 1958 yılında Filistin Lisesi’nde tamamladı. Ahmed Yasin, hayatının gerek bu döneminde gerekse sonraki dönemlerinde pek çok önemli olaya ÅŸahit oldu. Bütün bu olayların onun üzerinde önemli etkileri oldu.

1952 yazında bir yüzme faaliyeti esnasında kafasının üstüne düştü ve boyun kemiği kırıldı. Bu yüzden bütün vücudu felç oldu.

Liseyi bitirdikten sonra bazı ilim adamlarından özel dersler aldı. Bunun yanı sıra kendi özel çalışmalarıyla da kendini çok iyi yetiştirdi. Çevresinde zeki ve kültürlü biri olarak tanınırdı. Özel öğrenimini tamamladıktan sonra öğretmen olarak görev aldı.

Direniş İçin Halkı Bilinçlendirmesi

1967 yılında Filistin’in tamamının Siyonist iÅŸgalcilerin eline geçmesi üzerine insanlar vatanlarını iÅŸgalden kurtarma mücadelelerinde kendilerine önderlik edecek birilerini aramaya baÅŸladılar. İşgalci yahudilerden gelen tehlike konusunda insanların ÅŸuurlandırılmasında Åžeyh Ahmed Yasin’in büyük rolü oldu.

Gazze’de İslâm Merkezi’ni kurmasından sonra iyice tanındı ve Filistin’in her tarafında adı duyulmaya baÅŸladı. Bu durum iÅŸgal yönetimini son derece rahatsız etti. Bu yüzden onu defalarca polis merkezine çağırdı.

Zindan ve DireniÅŸ

1984′te Ahmed Yasin ve yardımcılarından pek çok kimse tutuklandı. Yürütülen soruÅŸturma sonunda Ahmed Yasin, İsrail devletini yıkarak yerine İslâmi bir devlet kurmak için çalıştığı gerekçesiyle 13 yıl hapse mahkûm edildi. Ancak on bir ay sonra Filistinlilerle iÅŸgalciler arasında bir esir deÄŸiÅŸiminde serbest bırakıldı. 1985′te gerçekleÅŸtirilen bu esir deÄŸiÅŸiminden sonra Åžeyh Ahmed Yasin yine Filistinli kitlelerin Siyonist iÅŸgalcilere karşı sürdürdükleri cihadlarında baÅŸlarına geçti.

HAMAS’ın Ortaya Çıkışı ve İntifada

Ahmed Yasin 8 Aralık 1987′de baÅŸlayan intifadanın öncüsü durumundaki İslâmi DireniÅŸ Hareketi (HAMAS)’nin kurucusudur. HAMAS’ın kökeni Müslüman KardeÅŸler cemaatine dayanır ve Ahmed Yasin de bu cemaatin Filistin kanadının bir mensubuydu. Ancak 1987′ye gelindiÄŸinde iÅŸgale karşı fiili mücadeleyi organize edecek bir direniÅŸ örgütüne ihtiyaç olduÄŸu görüldü. Bu konuda Müslüman KardeÅŸler’in genel idaresiyle de istiÅŸare edilerek Filistin’e özel olarak böyle bir teÅŸkilat kurulması kararlaÅŸtırıldı. İşte bu karar neticesinde Åžeyh Yasin’in öncülüğünde Filistin İslâmî DireniÅŸ Hareketi (HAMAS) ortaya çıktı. Bu itibarla HAMAS, Müslüman KardeÅŸler’den bir kopma deÄŸildir.

HAMAS ilk olarak ismini 8 Aralık 1987′de patlak veren intifadayla duyurdu. Sonra da bu intifadayı yönlendirmesiyle kısa sürede bütün dünyada tanındı.

Ahmed Yasin bütün hayatı boyunca bu teşkilatın manevi lideri olarak bilindi ve intifadanın devamında bir motor görevi gördü.

Yeniden Zindan

Siyonistler, 18 Mayıs 1989′da Åžeyh Ahmed Yasin’i yeniden tutukladılar. Onunla birlikte İslâmi DireniÅŸ Hareketi mensubu pek çok kimseyi de tutukladılar. Bu tutuklama, intifadayı durdurmayı amaçlayan sonuç getirmeyecek bir uygulamaydı. Ancak siyonistler umduklarını bulamadılar. Çünkü bu olay üzerine intifada daha da ÅŸiddetlendi.

Mahkemeye Çıkarılışı ve Onurlu Tavrı

Uzun oyalamalardan sonra Åžeyh Yasin 3 Ocak 1990′da mahkeme önüne çıkarıldı ve 15 suçlamadan yargılandı. Ahmed Yasin’in mahkeme mensuplarına söylediÄŸi söz ÅŸu olmuÅŸtu: “Bu mahkeme kanuni olarak beni yargılama hak ve yetkisine sahip deÄŸildir. Çünkü bu mahkeme iÅŸgalciler tarafından kurulmuÅŸtur. Dolayısıyla tamamen gayri meÅŸru ve kanundışıdır.”

Bu ilk duruÅŸmadan sonra yargıç yeniden duruÅŸmayı belirsiz bir tarihe erteledi. Daha sonra Siyonist yönetim Åžeyh Ahmed Yasin’in 6 Ekim 1991′de mahkeme önüne çıkarılacağını açıkladı. HAMAS bu sırada, Åžeyh Ahmed Yasin’in yargılanmasını protesto için genel grev ilan etti. 16 Ekim 1991′de de mahkemenin verdiÄŸi zulüm hükmü açıklandı. İsrail askeri mahkemesi HAMAS’ın kurucusu Åžeyh Ahmed Yasin’i ömür boyu hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme ona ayrıca, öldürme emirleri verdiÄŸi ve İsrail’i yıkarak yerine İslâmi bir devlet kurmayı amaçlayan kanun dışı (!) örgüt kurduÄŸu iddiasıyla on beÅŸ yıl hapis cezası verdi.

Zindan Onu Yıldıramadı

İsrail yönetimi söz konusu cezaya mahkûm ettikten sonra Ahmed Yasin’le zaman zaman pazarlıklar yapmak ve ona serbest bırakılması için bazı ÅŸartları kabul ettirmek istedi. Bir keresinde İsrail’i tanıdığını ve imzalanan özerklik anlaÅŸmalarına olumlu baktığını açıklaması karşılığında serbest bırakma teklifinde bulundu. O bunu kesinlikle kabul etmedi. Daha sonra İsrail’i tanıma ÅŸartından vazgeçerek sadece özerklik anlaÅŸmalarını kabullenmesini ÅŸart koÅŸtu. Bunun üzerine Ahmed Yasin: “Bana dışarı çıktığımda karpuz yemememi ÅŸart koÅŸsanız bile yine kabul etmem. Çünkü ben iÅŸgal rejimini muhatap kabul etmiyorum ki onun ÅŸartını kabul edeyim” cevabını verdi.

Tavizsiz Bir Kararlılık

Ahmed Yasin, saÄŸlık durumunun kötüleÅŸmesine, maruz kaldığı kötü uygulamalara ve bedensel özürlü olması dolayısıyla zindanda çektiÄŸi sıkıntılara raÄŸmen iÅŸgalciler karşısında hiçbir taviz vermedi. Onun ÅŸu sözü davası ve inancında ne kadar kararlı olduÄŸunu açıkça ortaya koymaktadır: “Benim için hapiste 100 yıl kalmak karşılığında birtakım tavizler vererek çıkmaktan iyidir.” Onun iÅŸgal rejiminin mahkemesi karşısına çıkarıldığı sıra söylediÄŸi sözler de inancındaki kararlılığının bir göstergesiydi.

Örnek Bir Sabırlılık

Åžeyh Ahmed Yasin sekiz yıl süren zindan hayatı boyunca kararlılığından hiç bir ÅŸey kaybetmedi ve siyonist yönetimi muhatap kabul etmeme konusundaki tutumunu deÄŸiÅŸtirmedi. O gerçekten Hz. Yusuf (a.s.)’ı kendisine örnek almış bir insandı. Bu sebeple müstesna bir sabırlılık örneÄŸi sergiledi. Zindanın ızdırabı onu dvasından taviz vermeye zorlamadı.

Kur’an-ı Kerim’de Yusuf (a.s.)’la ilgili olarak, ona tuzak kuran kadının şöyle dediÄŸi bildirilir: “Andolsun ben onun nefsine yaklaÅŸmak istedim ancak o iffetlilik gösterip sakındı. Ama eÄŸer kendisine emrettiÄŸimi yapmazsa mutlaka zindana atılacak ve mutlaka küçük düşürülenlerden olacak.” Buna karşılık Yusuf (a.s.) şöyle demiÅŸtir: “Rabb’im! Zindan benim için onların çağırdıkları ÅŸeyden daha sevimlidir. EÄŸer onların düzenlerini benden savmazsan onlara meyleder ve cahillerden olurum.” (Yusuf, 12/32-33) İşte Ahmed Yasin de aynen bu tavrı kendine örnek alarak: “Ey Rabbim! Zindan benim için siyonistlerin gayri meÅŸru iÅŸgallerini onaylamaktan, meÅŸru olmayan bir hâkimiyeti meÅŸru görmekten hayırlıdır” dedi ve iÅŸgalcilerin taleplerini kabul etmeyip zindanda kalmayı yeÄŸledi.

Zindandan Çıkarılması

Ne kadar ilginçtir ki Åžeyh Yasin siyonistlerin taleplerini kabul etmek yerine zindanı tercih ederken aynen Yusuf (a.s.) örneÄŸinde olduÄŸu gibi kendisini zindana atanlar serbest bırakmaya zorlanmışlardır. Amman’da HAMAS’ın Siyasi Birimi baÅŸkanı Hâlid MeÅŸ’al’e suikast giriÅŸiminde bulunan MOSSAD ajanlarının MeÅŸ’al’in koruma görevlileri tarafından yakalanıp polise teslim edilmeleri üzerine İsrail baÅŸbakanı Netanyahu, Ürdün kralı Hüseyin’le pazarlık etmeye ve Ahmed Yasin’i serbest bırakmaya zorlanmıştır.

Åžeyh Ahmed Yasin sekiz buçuk yıla yakın bir süre zindanda kaldıktan sonra 30 Eylül 1997 Salı akÅŸamı serbest bırakılarak tedavi edilmek üzere Ürdün’ün baÅŸkenti Amman’a getirildi. Ancak bu serbest bırakma olayıyla ilgili iki önemli iddia ortaya atıldı. Bunlardan biri, Ahmed Yasin’in serbest bırakılmayıp Ürdün’e sürgün edildiÄŸi, diÄŸeri ise 25 Eylül 1997 PerÅŸembe sabahı Ürdün’ün baÅŸkenti Amman’da HAMAS Siyasi Birimi baÅŸkanı Halid MeÅŸ’al’e karşı suikast giriÅŸiminde bulunan ve ellerinde Kanada pasaportu taşıyan iki MOSSAD ajanına karşılık serbest bırakıldığı iddiasıydı. Bunlardan birincisini geliÅŸmeler yalanladı. İkincisi ise tamamen İsrail ile Ürdün kralı arasında gerçekleÅŸen pazarlıkla ilgiliydi. Bu pazarlıkla HAMAS’ın veya Ahmed Yasin’in hiçbir ilgisi olmamıştı. Aksine pazarlık tamamen onların bilgileri dışında gerçekleÅŸmiÅŸti.

“Vatanıma Geri DöneceÄŸim”

Ahmed Yasin sürgün şüphesine karşı çıkarılmadan önce kesin pazarlığını yapmıştı. Onun bu pazarlığı davasındaki kararlılığını ve örnek bir tavır sergilediÄŸini de gösteriyordu. O zaman hasta yatağında, acil tedaviye ihtiyacının olmasına raÄŸmen: “Benim buradan çıkarılmam vatanımdan çıkarılmam anlamına gelmeyecek. Ben bu topraklara dönme hakkımı muhafaza edeceÄŸim” diyerek Filistinlilere: “Bu vatana sahip çıkma konusunda asla gevÅŸeklik göstermeyin. İşgalciler sizin en ufak bir zaafınızı kendi sinsi politikaları için kullanabilirler, buna fırsat vermeyin” mesajı iletti.

Åžeyh Yasin tedavi için Amman’a götürülürken yaptığı açıklamada da zindandan çıkarılması öncesindeki pazarlıklarından söz ederek, Amman’a tedavi için geldiÄŸini ve Allah’ın izniyle saÄŸlığına kavuÅŸması durumunda vatanına geri döneceÄŸini ifade etti. Açıklamasında ayrıca, iÅŸgal yönetiminden yurduna geri dönmesine müsaade edileceÄŸine dair yazılı bir belge verilmeden, kendisini Remle’den alıp Amman’a götürmek için gelen Ürdün helikopterinin kalkmasına izin vermediÄŸini dile getirerek istediÄŸi zaman vatanına geri dönme hakkının saklı olduÄŸuna dair yanında yazılı belge bulunduÄŸunu dile getirdi. Böylece sürgünle ilgili iddiaların asılsız olduÄŸu kesinlik kazanmış oldu.

Örneği Yusuf (a.s.) İdi
O, zindandan çıkarılmadan önce vatanına dönmesine müsaade edileceğine dair yazılı belge istemesiyle de tam anlamıyla Hz. Yusuf (a.s.) tavrı sergilemişti. Zindandan çıkarılacağı haberinin kendisine ulaşmasına rağmen hiç heyecana kapılmadan ve tam bir kararlılık göstererek hakkında çıkarılacak spekülasyonlara meydana vermemek ve vatanına olan bağlılığını, ona karşı duyarlılığını ortaya koymak için işgalcilerden yeniden vatanına dönmesine müsaade edileceğine dair yazılı belge istedi. Bu tam anlamıyla Hz. Yusuf (a.s.) kararlılığıdır.

Kur’an-ı Kerim’de Hz. Yusuf (a.s.) hakkında şöyle buyuruluyor: “Hükümdar: “Onu bana getirin” dedi. Bunun üzerine ona elçi gelince: “Efendine dön de ona sor: “Ellerini kesen kadınların durumları neydi? Şüphesiz Rabbim onların düzenlerini bilir” dedi. (Hükümdar kadınlara): “Yusuf’un nefsine yaklaÅŸmak istediÄŸinizde sizin durumunuz neydi?” dedi. Onlar: “Hâşâ! Allah için biz ondan hiç bir kötülük görmedik” dediler. Azizin hanımı da dedi ki: “İşte ÅŸimdi gerçek ortaya çıktı. Ben onun nefsine yaklaÅŸmak istedim. O ise gerçekten doÄŸru söyleyenlerdendir.” (Yusuf, 12/50-51) Yusuf (a.s.) zindanda o kadar ızdırap çekmesine raÄŸmen hakkındaki dedikoduların kaynağını kurutmadan çıkmamayı tercih etmiÅŸti. Ahmed Yasin de çektiÄŸi bütün ızdıraplara ve acil tedaviye ihtiyaç duymasına raÄŸmen vatanına döneceÄŸinin garantisini almadan zindandan çıkmadı.

Kral Hüseyin’le İsrail Arasındaki Pazarlık
Suikastçı MOSSAD ajanlarının İsrail’e iadesi konusundaki geliÅŸmeler hakkında da ÅŸu bilgilerin aktarılmasını yararlı görüyoruz:

Bu konuda Ürdün kralıyla İsrail arasında bir pazarlık olduÄŸu doÄŸrudur. Çünkü HAMAS’ın Siyasi Birim baÅŸkanı Halid MeÅŸ’al’e suikast giriÅŸiminde bulunan iki MOSSAD ajanı MeÅŸ’al’in koruma görevlileri tarafından yakalanıp Ürdün polisine teslim edilmiÅŸti. Bu durumda Ürdün’ün onları İsrail’e teslim etmesinin büyük bir gürültüye sebep olacağı kesindi. Ama İsrail de ajanlarının Ürdün’de kalmasının ileriye dönük hesaplarına zarar vereceÄŸinden korkuyor bu sebeple onların kendisine teslim edilmesi için bastırıyordu. Bu durum karşısında Kral Hüseyin olayın üstünü kapatacak ve halktan gelecek tepkilerin önüne set çekebilecek bir karşılığa ihtiyaç olduÄŸunu düşünmüş, böyle bir amaç için en iyi karşılığın da Åžeyh Yasin’in serbest bırakılması olacağı kanaatine varmıştı. Buna binaen o zamanki İsrail baÅŸbakanı Benjamin Netanyahu ile söz konusu iki ajanın teslim edilmesi karşılığında Åžeyh Yasin’in zindandan çıkarılması üzere gizli bir anlaÅŸma yapmıştı.

Bu Pazarlıktan Åžeyh Yasin’in Haberi Olmadı
Kral Hüseyin’le Netanyahu arasında gerçekleÅŸen pazarlık ve bu konunun arka planında geliÅŸen olaylar tamamen Ahmed Yasin’in ve HAMAS’ın iradesi dışında cereyan ettiÄŸinden ve çevrilen oyunlar bütünüyle Ürdün - İsrail arasında vuku bulduÄŸundan geliÅŸmeler, bu konuda Åžeyh Yasin’e ve HAMAS’a yöneltilen ithamları yalanladı. Söz konusu pazarlık Ürdün kralı Hüseyin’in kendi saltanatını korumak için izlediÄŸi zikzaklı politikasının bir yansımasıydı.

Kral Hüseyin, pazarlık yapıldığı iddialarının doÄŸru olmadığını ve Halid MeÅŸ’al’e suikast giriÅŸiminde bulunan MOSSAD ajanlarının Ürdün’de yargılanacaklarını açıklamasına raÄŸmen Åžeyh Yasin’in Amman’da bir süre tedavi gördükten sonra Gazze’ye dönmesinin ardından söz konusu ajanları İsrail’e teslim etti.

HAMAS olayın hemen ardından yaptığı açıklamada teslim işine şiddetle tepki gösterdi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Biz MOSSAD adlı terör örgütüne mensup ajanların yargılanmalarını beklerken onların siyonist yönetime teslimi yönünde geliÅŸmeler olmasına ÅŸaşırdık. HAMAS, hareketin Siyasi Birimi’nin baÅŸkanı kardeÅŸimiz Halid MeÅŸ’al’e karşı suikast giriÅŸiminde bulunan MOSSAD ajanlarının Ürdün hükümeti tarafından siyonist iÅŸgal yönetimine teslim edilmesini büyük bir üzüntüyle karşılamıştır. Bu hareket siyonist teröre karşı yumuÅŸak tavır gösterilmesi anlamına gelir ki böyle bir tavır da onlara daha çok cesaret kazandıracak dolayısıyla benzer giriÅŸimleri tekrarlamaya teÅŸvik edecektir. Bu ise Ürdün’ün istikrar ve güvenine zarar verecektir. Siyonist yönetimin baÅŸbakanı Benjamin Netanyahu’nun Ariel Åžaron ve İzak Mordohay adlı iki teröristi de yanına alarak dün akÅŸam televizyonda yaptığı açıklama ve iÅŸgale karşı direnenler nerede olurlarsa olsunlar kendilerini izleyecekleri yönünde sözler sarfetmesi bizim görüşlerimizi doÄŸrulamaktadır.”

Åžeyh Yasin Yeniden Gazze’de

Åžeyh Ahmed Yasin, Amman’da bir süre tedavi gördükten sonra vatanı Filistin’e ve ailesinin ikamet ettiÄŸi Gazze’ye döndü. Zindan hayatı boyunca çektiÄŸi sıkıntılar, eziyetler onu yıldırmamıştı. Çünkü Gazze’ye dönüşünün ardından hemen Filistin direniÅŸindeki manevi lider mevkiine yeniden oturarak mücadelesini kaldığı yerden devam ettirmeye baÅŸladı.

Bir Direniş Önderi Olarak Ahmed Yasin

Åžeyh Ahmed Yasin, bütün dünyada Filistin İslâmi DireniÅŸ Hareketi (HAMAS)’ın kurucusu ve manevi lideri olarak bilinir. Fakat o sadece belli bir oluÅŸumun, örgütün deÄŸil Filistin’de bir neslin yeniden diriliÅŸine, uyanışına ve kimliÄŸine sahip çıkmasına vesile olan kutsal bir direniÅŸin önderidir. Dolayısıyla o Filistin’in, Filistin davasının, siyonist iÅŸgale karşı verilen kutsal bir mücadelenin önderidir. İşgale karşı 1987′de baÅŸlatılan birinci intifadaya o öncülük etmiÅŸtir. 2000 yılında baÅŸlatılan Aksa İntifadası’nın da en önemli manevi önderi ve motoru olmuÅŸtur. Bundan dolayı Filistin’de o “iki intifadanın ÅŸeyhi (yani lideri, önderi)” olarak bilinmektedir. O, HAMAS’ı, Filistin’de belli bir kesimi diÄŸer kesimlerden ayrıştırmak amacıyla deÄŸil, sahip olduÄŸu İslâmi bilincin iÅŸgale karşı verilen mücadeleye öncülük etmesi, yani toplu bir direniÅŸin baÅŸlatılması için kurmuÅŸtur. HAMAS’ın çok kısa süre içinde oldukça geniÅŸ bir kitlesel destek elde etmesinin en önemli sebebi de iÅŸte bu anlayıştır. Bu anlayışından dolayıdır ki o HAMAS’ı, Filistinlileri birbirine kırdırma amacına yönelik fitne çabalarından uzak tutmayı, böylece iÅŸgale karşı verilen mücadelede safların birliÄŸini korumayı baÅŸarabilmiÅŸtir. Bu özelliÄŸinden dolayı o sadece bir örgütün, oluÅŸumun deÄŸil siyonist iÅŸgale karşı verilen kutsal mücadelenin manevi lideriydi. Sol gruplar ve hıristiyanlar da dâhil olmak üzere, siyonist iÅŸgalcilerin gasp ettiÄŸi hakların geri alınması, Filistin’in yeniden özgürlüğüne kavuÅŸması gerektiÄŸine inanan tüm Filistinliler tarafından karizmatik bir lider, bir dava önderi olarak biliniyordu. Åžehadetinden sonra hıristiyanların bile onun için dua etmeleri, canileri protesto amacıyla gösteri düzenlemeleri zaten bunu apaçık bir ÅŸekilde ortaya koymuÅŸtur.

İsrail’in Hedefindeki Ahmed Yasin

Åžeyh Yasin’in serbest bırakılmasına raÄŸmen iÅŸgal devleti onun çalışmalarından rahatsız oluyordu. Bu yüzden onu sıkı bir takip altına almıştı. Onu öldürmek için çeÅŸitli giriÅŸimlerde bulundu. Bir keresinde, bir tanıdığının ziyaretinde bulunduÄŸu sırada gittiÄŸi evi tespit ederek F-16 tipi uçaklardan füzeler fırlattı. O saldırıda yardımcısı İsmail Heniye’yle birlikte ziyaret ettiÄŸi apartman katının bayağı tahrip olmasına raÄŸmen Åžeyh Yasin ve Heniye mucizevî bir ÅŸekilde saÄŸ kurtuldular. Bu olay da gösteriyordu ki Åžeyh Yasin iÅŸgal devletinin takibi altında ve hedefindeydi. Ama elinde oldukça geniÅŸ teknik imkânların bulunmasına, Filistinlileri her taraftan kuÅŸatmaya almasına ve aralarına adeta hamam böcekleri gibi ajanlar salmasına raÄŸmen her zaman istediÄŸi cinayet planını gerçekleÅŸtirme fırsatı bulamıyordu. Bunda alınan tedbirlerin yanı sıra, bazı endiÅŸelerin rolü de oluyordu.

Halkla İç İçe Bir Lideri Yakın Korumaya Almanın Zorluğu
İşgal devletinin zikrettiÄŸimiz olaydan önce benzer bir saldırı gerçekleÅŸtirmemiÅŸ olması Ahmed Yasin’e insafından veya onun yaÅŸamasını arzulamasından ileri gelmiyordu tabii ki. HAMAS da liderlerini iÅŸgal devletinin cinayet planlarına karşı koruyabilmek için Filistin ÅŸartlarında yapılması mümkün olanların en iyisini yapmaya çalışıyordu. Ama bir tarafta bütün emperyalist güçlerin askeri ve teknolojik yönden desteklediÄŸi, tüm Filistin’i sıkı kuÅŸatmaya alan ve sahip olduÄŸu maddi imkânları, vicdani deÄŸerlerden soyutlandıkları için dünyevi çıkarların hatırına baÅŸkalarına uÅŸaklık yapma zilletini kabullenebilen kiÅŸileri satın almada kullanan güç vardı. Böyle olmasına raÄŸmen iÅŸgal devleti daha önce kendisine ağır darbeler vuran Yahya AyyaÅŸ’ın izini bulabilmek için yedi yıla yakın bir süre arama yapmak zorunda kaldı. Yine HAMAS’ın askeri kanadının lideri Åžeyh Salah Åžahade’nin izine rastlayabilmek için de en az iki yıl her tarafta adamlarını seferber etmek zorunda kaldı. Ahmed Yasin ise askeri bir lider deÄŸil manevi bir lider olduÄŸundan kitlelerle iç içeydi. Dolayısıyla onu gözlerden uzak tutmak mümkün deÄŸildi. Buna raÄŸmen özellikle yukarıda zikrettiÄŸimiz cinayet giriÅŸiminden sonra tedbirler artırılmıştı. Ama bu tedbirlerin İsrail iÅŸgal devletinin onun izini bulmasını engellemede yeterli olmayacağı biliniyor, bu yüzden böyle bir cinayetin kendisine çok ağır bir bedele mal olacağı korkusunun iÅŸgal devleti üzerinde daha etkili olacağı düşünülüyordu. Ama buna raÄŸmen iÅŸgal devletinin böyle bir ağır bedeli göze alması da ihtimal dışı görülmüyordu.

Kelle Koltukta YaÅŸamak

Aslında Filistin davasında direniÅŸe öncülük etmek kelleyi koltuÄŸa alarak yaÅŸamaya baÅŸlamak anlamına gelir. Buna raÄŸmen elbette mücadelenin stratejisini ona göre geliÅŸtirmek ve düşmana karşı gereken tedbirleri almak gerekir. Ama zamanımızda birçoklarının tedbir almakla teslim olmayı birbirine karıştırdıklarını görüyoruz. EÄŸer tedbir almak düşmanın amaçlarını gerçekleÅŸtirmesine yardımcı olmayı gerektirecekse o zaman yerine göre canını feda etmeyi, kelle koltukta yaÅŸamayı göze alabilmek gerekir. İşte sahabilerin yaptıkları da buydu. Yerine göre kendilerini sonucunun ölüm olması kesin gibi görünen risklerin içine atabiliyorlardı. Ama bunda bir beklentileri vardı: İman çaÄŸrısının önündeki engelleri kaldırmak ve küfrün kalelerini yıkabilmek. Bunun yapılması eÄŸer birilerinin söz konusu fedakârlığı yapmalarını gerektiriyorsa, bunun mutlaka yapılması gerekir. EÄŸer bir yerde zulme, iÅŸgale ve haksızlığa karşı mücadele edilmesi gerekiyorsa, mutlaka bu mücadeleye birilerinin öncülük etmesi gerekir. Bu öncülük ÅŸartlar gereÄŸi kelle koltukta yaÅŸamayı ve ciddi riskleri göze almayı gerektirebilir. İşte Filistin’deki durum da budur. Åžimdiye kadar Filistin direniÅŸinde pek çok lider ÅŸehit edildi. İzzettin Kassam, Dr. Fethi Åžikaki, Cemal Selim, Cemal Mansur, Yahya AyyaÅŸ, Salah Åžahade, Abdülaziz Rantisi, İsmail Ebu Åženneb, İbrahim el-Mukadime, Halil el-Vezir (Ebu Cihad), Ebu Ali Mustafa ilk akla gelen isimlerden bazıları. Ama bunlar hayatlarını kaybettiler diye diÄŸerleri “biz artık bu iÅŸte yokuz” demiyorlar. Bayrağın yere düşmemesi için aynı riski göze alarak ÅŸehitlerin bıraktıkları noktadan mücadeleyi, direniÅŸi sürdürüyorlar. Bütün emperyalist güçlerin siyonist iÅŸgal devletine destek vermelerine, etkili medya organlarının uluslar arası Siyonizm hesabına çalışmasına ve pek çok ekonomik kuruluÅŸun siyonist devletin ayakta kalması için yardım etmesine raÄŸmen, çoÄŸunlukla kendi yaÄŸlarıyla kavrulmak zorunda kalan Filistinli direnişçilerin bunca zamandır yılmadan mücadeleyi sürdürebilmelerinin sırrı da buradadır.

“Allah Yolunda Åžehitlik En Yüce Arzumuzdur”

Ahmed Yasin, Müslüman KardeÅŸler’in terbiyesiyle yetiÅŸmiÅŸ bir önderdi. Bu cemaatin eÄŸitim sisteminde tüm müntesiplere ezberletilen ve özümsetilen temel ilkelerden biri de “Allah yolunda ÅŸehit olmak en yüce arzumuzdur (: eÅŸ-Åžehadetu fi sebili’llah a’lâ emâninâ)” ilkesidir. Hatta eÄŸitim amaçlı genel toplantıların ve törenlerin birçoÄŸunda bu ilkeler tekrar edilir. Bazıları belki bu ilkeyi dilleriyle söylerken kendilerini zorlayan dünyevi zevklerden kaynaklanan tüm duygusal engelleri aÅŸabilenler kalplerinden geldiÄŸi ÅŸekilde, özümsemiÅŸ ve benimsemiÅŸ olarak söylerler. Biz inanıyoruz ki Åžeyh Yasin iÅŸte bu ilkeyi iliklerine kadar özümsemiÅŸ ve kalbinden gelen bir arzuyu aynen diline yansıtarak söyleyebilen bir insandı.

Cinayet Devleti İsrail ve Ahmed Yasin’e Suikast

Siyonist iÅŸgal devletinin temeli cinayetlerle, saldırılarla, katliamlarla atılmıştır. Bugüne kadar ayakta kalabilmek için de sürekli cinayetler ve katliamlar gerçekleÅŸtirmeye ihtiyaç duymuÅŸtur. Åžeyh Ahmed Yasin, herkesin bildiÄŸi gibi tekerlekli sandalyeye mahkûm felçli bir insandı. Ama iÅŸgalci siyonist devlet onun bu haline raÄŸmen iman gücü ve kararlılığı ile direnişçileri sürekli cesaretlendirdiÄŸini görüyor, bu yüzden varlığına tahammül edemiyordu. Dolayısıyla onu tasfiye etmek için birçok kez plan yaptı. Bazılarında baÅŸarılı olamadı, bazılarında da doÄŸacak sonuçtan korktuÄŸu için çekingen davrandı. Ama en sonunda yine canilik, eÅŸkıyalık tarafı ağır bastı ve 22 Mart 2004 tarihinde yine havadan uçaklarla füzeler fırlatarak Åžeyh Yasin’i sabah namazından çıktığı sırada ÅŸehit etti.

Cinayetin Zamanlaması

Daha önce de belirttiÄŸimiz üzere Ahmed Yasin’e yönelik suikastın belirtilen tarihte gerçekleÅŸtirilmesi, daha önce siyonistlerin ona insaf etmelerinden veya hayatta kalmasını arzulamalarından ileri gelmiyordu. Ama 22 Mart 2004 tarihinde gerçekleÅŸtirilen saldırının zamanlamasında bazı hesapların etkili olması muhtemeldi. Çünkü iÅŸgal devleti bu cinayetle gayet ağır bir bedeli göze almıştı. Böyle bir bedeli göze alabilmesi mutlaka iÅŸin içinde bunu kendi açılarından haklı kılacak birtakım önemli hesapların olmasını gerektirir. Bizim kanaatimize göre zamanlamada en etkili unsur iÅŸgal devletinin Gazze’den çekilme planları yapmasıydı. İşgal devleti Gazze’ye stratejik amaçlarla yerleÅŸtirdiÄŸi Yahudi yerleÅŸim merkezlerini boÅŸaltmayı ve oradaki askerlerini çekmeyi artık kesin olarak göze almıştı. Ama bunun aynen Güney Lübnan’daki gibi bir yenilgi olarak algılanmasından, böyle bir ÅŸeyin de hem kendi toplumunda moral yıpranmaya hem de Filistinlilerde mücadele azminin artmasına sebep olmasından korkuyordu. Ayrıca buralardan çekilmesi durumunda Filistinlilerin askeri yapılanmalarını güçlendirip Güney Lübnan’daki Hizbullah askeri kanadına benzer bir tehdit gücü oluÅŸturmalarından, bu tehdit gücünün zamanla “İsrail” olarak gösterilen bölgeleri hedef alan eylemlere giriÅŸmesinden endiÅŸe ediyordu. İşte bu sebeple Gazze’den çekilmeden önce bölgedeki direniÅŸ organlarına ağır darbeler vurmak suretiyle hem bu direniÅŸ organlarını zayıflatmayı, hem de yenilgiyi kabullenmiÅŸ halde çekiliyormuÅŸ imajını kırmayı amaçlıyordu.

Ölümleri Dirilişe Vesile Olan Önderler

Bazı insanlar vardır ki hayatlarında bir nesle öncülük ettikleri gibi ölümleriyle de bir neslin dirilişine vesile olurlar.

Düşman onları öldürmekle bir ayakbağını çözdüğünü zanneder ama kendini bir çıkmaz sokağa attığını görür. Düşünceleriyle ve kararlılığıyla yetişen nesle örnek olan Seyyid Kutub bu gibilere bir örnektir. Kendini feda etti ama yetişen nesillere iman ve davada kararlılığı öğretti. Küfür ve fısk çamurunun her tarafı kuşattığı ortamda ondan etkilenen, onu örnek alan gençler imanî dirilişe kavuştular. Böylece bir ölüm milyonlarca dirilişe vesile oldu.

Åžeyh Ahmed Yasin de ÅŸehadetiyle nicelerinin diriliÅŸine vesile olan, kararlılığıyla müstesna bir örnek ortaya koyan direniÅŸ önderlerindendir. İşgalci siyonist devlet onu öldürmekle Filistin direniÅŸini baÅŸsız bırakacağını ve iÅŸgal altındaki vatanı kurtarmak için mücadele edenlerin gözlerini korkutacağını sanıyordu. Ama korkmak zorunda kalan o oldu. Korkusuzca ve kararlı bir ÅŸekilde yürütülen mücadele onu Gazze’den çekilmeye zorladı. Bu zafer, iÅŸgale karşı direniÅŸ seçeneÄŸini seçenlerin sayılarının artmasına vesile oldu ve Åžeyh Ahmed Yasin’in attığı tohumların büyüyüp aÄŸaç olmasıyla teÅŸekkül eden Filistin İslâmî DireniÅŸ Hareketi (HAMAS) siyaset alanında da büyük bir baÅŸarı gerçekleÅŸtirdi.

Ahmed Yasin sağlığında düşünceleriyle, örnek tavrıyla ve kararlı mücadelesiyle, ölümünde de şehadetiyle cihad yolunu aydınlatanlardan oldu.

Hayatıyla da Ölümüyle de Örnek Olabilmek
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:

“Bizim uÄŸrumuzda cihad edenleri biz elbette yollarımıza iletiriz. Muhakkak ki Allah iyilik edenlerle beraberdir.” (Ankebut suresi: 29/69)

“Allah: “Elbette ben ve peygamberlerim galip geleceÄŸiz” diye yazmıştır. Şüphesiz Allah güçlüdür, yücedir.” (Mücadele suresi: 58/21)

Ahmed Yasin, sağlık durumunun kötüleşmesine, maruz kaldığı kötü uygulamalara ve bedensel özürlü olması dolayısıyla zindanda çektiği sıkıntılara rağmen işgalciler karşısında hiçbir taviz vermedi.

Ahmed Yasin bedensel özürlü olmasına raÄŸmen bütün hayatı boyunca iman, direniÅŸ, hak bildiÄŸi yoldan asla sapmama ve kararlılık konusunda hep örnek bir ÅŸahsiyet oldu. Fakat sadece hayatıyla deÄŸil ölümüyle de örnek oldu. Bir sabah namazının ardından, cemaatle namazı kıldıktan sonra, en yüce arzusu olduÄŸunu her zaman dile getirdiÄŸi ÅŸehadeti kucaklayarak. Onun böyle bir vakitte, böyle bir halde ÅŸehadeti kucaklaması inÅŸallah, Yüce Allah’ın onun davasındaki ve temennilerindeki samimiyetine olan mükâfatıdır. Allahu teala mekânını cennet eylesin. Onun yolunu sürdürenlere de zafer nasip eylesin.

Şehadet: Ölümsüzlüğe Açılan Kapı
Siyonist iÅŸgal devletinin sıkça tehdit ettiÄŸi ve deÄŸiÅŸik zamanlarda da hedef aldığı Åžeyh Ahmed Yasin’in dünya hayatı 22 Mart 2004 sabahı gerçekleÅŸtirilen bir insanlık dışı saldırı neticesinde ÅŸehadetle son buldu. Ancak biz inanıyoruz ki bu bir ölüm deÄŸil, ölümsüzlüğe açılan bir kapıydı. Çünkü Yüce Allah bize Allah yolunda öldürülenlere ölüler demememiz gerektiÄŸini, çünkü onların Allah katında diri olduklarını bildiriyor.

Bir Direniş Sembolü
Şeyh Ahmed Yasin bütün vücudunun felçli olmasına rağmen Allah yolunda mücadele etmekten ve başkalarını da bu yolda mücadeleye teşvikten geri kalmaksızın dolu dolu bir ömür geçirdi. Bu yüzdendir ki onun 67 yıla sığdırabildiği faaliyetleri birçoklarının bu sürenin on katında bile gerçekleştirebileceklerinden fazladır.

O bedeniyle ilgili engelleri aÅŸamasa da, bunu çok fazla önemsemedi. Böylece örnek bir ÅŸahsiyet, örnek bir tavır sergiledi. Dolayısıyla gösterdiÄŸi bu örneklik hak davada mücadeleye meyilli olanları cesaretlendirdi. Örnek bir hayat ortaya koyduÄŸu gibi “Allah yolunda ÅŸehit olmak en ulvi gayemizdir” sözüne sadık kalarak dünya hayatını noktalarken de örnek oldu.

Sevenleri Nezdinde de Ölümsüzlüğe Kavuştu
Yüce Allah’ın ayeti kerimesi hükmünce ÅŸehadetiyle Allah katında ölümsüzlüğe kavuÅŸtuÄŸuna kanaat ettiÄŸimiz Åžeyh Ahmed Yasin’in, ortaya koyduÄŸu o örnek hayat ve örnek ÅŸehadetle dünyadaki nesiller nezdinde de ölümsüzlüğe kavuÅŸtuÄŸuna inanıyoruz. O bütün zorlukları göğüsleyerek hak bildiÄŸi çizgide kararlılıkla yürümesinden dolayı nesillerin müteselsilen örnek alabileceÄŸi bir mücadele tarzı ortaya koymuÅŸtur. Hakka davet ediÅŸinde ve yönlendiriÅŸinde insanların zihinlerini açmaya, önlerini aydınlatmaya çalışmıştır. Dolayısıyla hem teorisini hem de pratiÄŸini ortaya koyduÄŸu bu mücadelesiyle nesiller boyunca anılacağına ve böylece bedenen aramızdan ayrılsa da örnek kiÅŸiliÄŸiyle ve fikirleriyle yaÅŸayacağına inanıyoruz.

vahdet.com.tr

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu